Reklamı Geç
Advert

GÜLEN GÖZLER VE KOKULAR

Absürt düşüncelerden sıyrılıp da çocukluğumuza bir yelken açsak.

GÜLEN GÖZLER VE KOKULAR
GÜLEN GÖZLER VE KOKULAR
Bu içerik 2924 kez okundu.

Çocukluğun masum kırıntıları şemsiye gibi açılıp da gülen gözlerimize yansısa. Çocukluğumuzun asaletine ve asil duruşuna hayran kalırız gün gelir. Çocukken minicik şeylerle fazlasıyla mesut olabildiğiniz zamanlarınızı anımsadınız mı? Haydi biraz geçmişe dönelim ve gülen gözlerle tatlı anılarımızın tarih sayfasına yolcu olalım. Yol üstünde bir salyangoz kabuğu dahi ilginizi çekti mi hiç? Salyangoz kabuğunun dıştan sert duruşu ve kahveli-sarılı tonlarının beyazla bütünlenişi; yeni boyanmış taş evler gibi sert, dekorasyonlu ve estetiktir. İçinde bir salyangoz görüverdiğinizde, antenlerini size doğru çevirip şaşkınca bakıyorsa ilk başta paniğe kapılmış olabilirsiniz. Hatta tiksinip o kabuğa uzun yıllar dokunamayanlarınız ve fobisi oluşanlar da vardır. Ya da denizden çıkan kocaman deniz kabuğunu temizleyip ev aksesuarı, kül tablosu olarak kullanan ev hanımlarını da görürsünüz. Bir de dışını cilalayıp sim dökünce doğallığı parıl parıl parıldar. Küçücük bir sert kabuk ve içinde bir sürü güzellik.

     Bazen doğa yürüyüşüne çıkıp ender de olsa kurumuş salyangoz kabuğunun içinde azıcık toprak parçası görürsünüz. Anlarsınız ki salyangoz komşumuz taş evini terk etmiş. O kadarcık toprağın yağmurla buluşmasıyla kabuktan minik bir kır çiçeği fırlamışsa o tablo görülmeye değer. Terk edilmiş salyangoz kabuğu, iki gramcık toprakta boy veren bir bitki ve onun yaprağına konan bir uğur böceği, etrafında dolanan rengârenk bahar kelebeği… Çocukluktan yetişkinliğe uzanan, fark edilmeyi bekleyen birtakım güzellikler var. Gülen gözlerinizin etraftaki güzelliği görememesi için âmâ olmalı insan, gözünüz kapalı iken bile hayal edilebileceğiniz zihinsel düşler dolu.

 

     Avluları yakından incelemek gerek bir de. Minicik bahçe, etrafında çitten bir avlu, içinde envai çeşit bitki… Hanımeli, sümbül, kırmızı güller, lale, yılbaşı çiçeği, fesleğen, reyhan, kasımpatı, karanfil, Atatürk çiçeği, zambak, papatya hemen hemen birçok çocuğun iç içe olduğu ev ve bahçe kültürü çiçeklerimiz olmuştur. Uzaktaki amcamızın bahçesinden gelen mis kokulu taze ıhlamur çiçekleri, komşu teyzenin iğde ve akasya kokulu bahçesi, şeftali ve olgun kayısı kokuları bile o yılların kokusuna götürür sizleri. Gülen gözler nemli gözleri istemez bu sahnede. Her bir yeşillik küçüklüğümüzün simgesi oluvermiştir. Avrupa kültürüne özenip alafranga yaşamı benimseyerek millî değerleri unutanlara inat yöresel hatıralarımıza odaklanalım birlikte.

     Çocukluğun kokuları… Eski ahşaptan, ceviz ağacından oyma, aynalı dolapları olan, üstü gümüş işlemeli çeyiz sandıklarından çıkan yeni gelinlere has çeyiz sandığının içinde oluşan kokuyu hayal edin bir de. Anneannelerin naftalinli yataklarındaki yer yatağı kokular, babaanne tülbentlerinin kendine özgü kokusu, yağmurdan sonraki toprak kokusu, okuldan eve gelince mutfağımızdan yayılan kek kokusu, fırında yeni pişen ev ekmeğinin kokusu, yeni biçilmiş taze çim kokusu, oyun oynamaya çıkarken cebimize sıkıştırdığımız karışık leblebilerin kokusu, kavrulmuş nohut ve fındık kokusunu, Karadeniz yaylalarına has kahvaltıdan eksik olmayan mısır unu ve tereyağıyla yapılan mıhlamanın mis kokusunu anımsayın. Kokular demişken biraz daha eklemeler yapın. Bâriz şekilde alenen hayallere dalmalı. Âşikâr fikirlerle, çekinmeden düşünmeli kitap arasında saklanan anılarımızı.

 

     Renkli silgileri, simli kalemleri ve kokulu defterlerin kokusunu özlemeli. Soba üstüne bırakılan portakal ve mandalina kabuklarının odaya yayılan doğal kokusu, elma ve armutların dam üstünde kurutulunca o tatlı meyve kokusu, yeni doğum yapan lohusa kadını ziyarete giden komşuların yeni anneye pişirdikleri taze tarhana çorbası ve sütlacın kokusu, kayalıklardan toplanan çiğdem ve gelinciklerin hafif kokusu, limon ve tarçının bal ile birleşen kokusu, bayram şekerlerini toplarken avucumuzda kalan o şekerlemelerin anısal kokusu, lavanta ve incir kolonyasının ardıç ve çam kolonyasıyla uyumu, zambak ve tütün kolonyalarının limon kolonyasını bastıran kokusu, yastığımızın altına bıraktığımız bir tutam kurumuş fesleğen kokusu, akvaryumdaki teleskop balıklarının yem kokusu, piknikte buz gibi dere suyuna bırakılan kocaman karpuzun pat diye toprağa vurulunca tam ortadan ikiye ayrıldığında karpuzun çekirdeksiz orta kısmını elle yemenin verdiği o keyfin yüzümüze bulanan kokusu, börek yapmak için hazırlanan hünerli ellerimizin hamur yoğuran kokusu, soba temizlenip baca silkelerken etrafta bıraktığı odunla karışık is kokusu, mis gibi badana sonrası evlerde yayılan kireç kokusu, çocuğunun bisikletini tamir eden babaların pedalları yağlarken o demirlerin pas kokusu birçok anıyı binlerce örnekle kaleme aldırır sizlere.

 

     Lâstikli bir sapan, bir avuç cam bilye, bir de oyun arası için salçalı ekmeği varsa bir oğlan çocuğunun; değmeyin keyfine. Elinde bez bebeği, plâstik fincan takımları, renkli tokalarıyla tuzlanmış salatalığı da besleme çantasındaysa evcilik oyunundan alamazsınız kız çocuklarını. Gülen gözler; ışıldayan yüzüyle kötü hisleri karanlığa gark edip yeşeren düşlerin kokusuyla yuva kurmuştur gülen sözlerde.

 

KONUK YAZAR

Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Şehre ruh kazandırıyoruz
Şehre ruh kazandırıyoruz
OMÜ TÜRKÇE Başarısını Rektör Bilgiç'le Paylaştı
OMÜ TÜRKÇE Başarısını Rektör Bilgiç'le Paylaştı
Bursa Escort - Mersin Escort