Reklamı Geç
Advert

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE YASAMA DOKUNULMAZLIĞI

Basın özgürlüğü, demokratik rejimin olmazsa olmaz koşullarındandır. Ülke yönetimi ile ilgili işlerden, iç ve dış politika gelişmelerinden haberdar olmak, onlar hakkında bilgi ve kanaat sahibi olmak isteyen toplumun beklentisidir. Bu gelişmeleri doğru haber ve objektif yorumlarla halka ulaştırmak, basının görevidir

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE YASAMA DOKUNULMAZLIĞI
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE YASAMA DOKUNULMAZLIĞI Admin
Bu içerik 1042 kez okundu.
Advert

1. Giriş

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde  görülmekte olan MIT TIR’larının  1 Ocak 2014 tarihinde Hatay’da, 19 Ocak 2014 tarihinde  Adana’da silâh yüklü oldukları iddiasıyla durdurulması ve aranması ile ilgili görüntülerin yayınlanmasına ilişkin davanın 14 Haziran 2107 günkü duruşmasında CHP İstanbul Milletvekili ve Hürriyet Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu’nun bu görüntüleri o dönemde Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Can Dündar’a vermek suretiyle “Gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçunu işlediği gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 330. maddesinin 1. fıkrası gereğince önce müebbet hapis cezasına çarptırılması, sonra bu cezanın  aynı Kanun’un 62. maddesi uyarınca takdirî  indirim nedeniyle 25 yıl hapis cezasına çevrilmesi ve aynı gün  infazına başlanarak Berberoğlu’nun tutuklanması, basın özgürlüğü ve yasama dokunulmazlığı konularını yeniden Türkiye gündeminin ön sıralarına çekmiştir. Her ikisi de demokratik rejimin ayırt edici unsurlarından olan bu iki konu, aşağıda somut olayın özelliklerinden hareket edilerek   bir gazete makalesinin sınırları içinde değerlendirilecektir:

2. Basın Özgürlüğü ve Gizli Kalması Gereken Bilgileri Açıklama Suçu

a) Anayasa ve Türk Ceza Kanunu Hükümleri

Anayasa’mızın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilk iki fıkrasına göre;

“Basın hürdür, sansür edilemez. …

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.”

28. maddede Anayasa’nın kişi hak ve özgürlükleri ile ilgili  genellikle “Herkes, …”  sözcüğü ile başlayan diğer maddelerinden farklı bir ifade kullanılması, basın özgürlüğünün toplumsal yönünü göstermektedir. Yazılı, sesli, görüntülü ve internet bağlantılı şekilleriyle basın, halkın ülke ve dünya olaylarından haberdar olmak, bunlar hakkında bilgi ve kanaatlere ulaşmak için başvurduğu temel kaynak olduğu kadar; ülke yönetimi hakkında  görüş ve düşüncelerini açıklamak, bunları başkalarıyla paylaşmak için de kullanabildiği bir araçtır. Böylece gerek kamuoyunun oluşmasında, gerek idare üzerindeki kamu denetiminde basının yeri ve rolü ön plândadır. Dolayısıyla basın özgürlüğü, Anayasa’nın 25, 26 ve 27. maddelerinde  ayrıca düzenlenen düşünce ve kanaat, düşünceyi açıklama ve yayma, bilim ve sanat özgürlüklerinin kullanılması bakımından da büyük önem taşır. Aralarındaki bağlantı, 28. maddenin III. fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında 26 ve 27. maddelere yapılan  yollamada da görülür. Fakat basın özgürlüğünün sınırlanması, bu çerçeve içinde Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca özüne dokunmaksızın “ancak kanunla” yapılabilir ve “Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

 28. maddenin IV. fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanması konusunda ceza mev-zuatına  yollama yapan bir hüküm vardır. Bu yazının konusu ile ilgili  bölümü şöyle: “… Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar.”

    Türk Ceza Kanunu’nun “Gizli kalması gereken bilgileri açıklama” kenar başlıklı 330. maddesinin 1. fıkrası şöyle: “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklayan kimseye müebbet hapis cezası verilir.”

b) Verilen Ceza ve Tutuklama

  İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Berberoğlu hakkında uyguladığı ceza hükmü budur. Verilen ceza, –yukarıda değinildiği gibi– Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddesi uyarınca takdirî indirim nedeniyle 25 yıl hapis cezasına çevrilmiş; buna Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde öngörülen hak yoksunlukları, onlar arasında Berberoğlu’nun seçme, seçilme ve diğer siyasal hakları kullanmaktan yoksun bırakılması eklenmiş ve kendisi, –ortada henüz kesinleşmiş bir karar olmadığı hâlde– aynı gün tutuklanmıştır. Tutuklanma gerekçesi olarak “kaçacağı ve saklanacağı konusunda somut emareler bulunması” gösterilmiştir.

c) Ara Değerlendirme

Basın özgürlüğü, demokratik rejimin olmazsa olmaz koşullarındandır. Ülke yönetimi ile ilgili işlerden, iç ve dış politika gelişmelerinden haberdar olmak, onlar hakkında bilgi ve kanaat sahibi olmak isteyen toplumun beklentisidir. Bu gelişmeleri doğru haber ve objektif yorumlarla halka ulaştırmak, basının görevidir. O nedenle basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin en geniş ölçüler içinde kullanılabilmelidir. Diğer bütün temel hak ve özgürlükler gibi basın özgürlüğü ile ilgili sınırlamalar da, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtildiği gibi, “Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Aslında basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir olay için Berberoğlu’na verilen ceza, bu ölçülerin hiçbirisiyle bağdaşmamaktadır. Üstelik bu ceza, ilk derece mahkemesinin kararı henüz kesinleşmeden uygulamaya konmuş ve Berberoğlu, aynı gün tutuklanmıştır. Tutuklama gerekçesi ise, insan aklıyla alay edercesine ciddiyetten uzaktır. Görev yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi olan bir insanın kaçması veya saklanması söz konusu olabilir mi? Kimi AKP ileri gelenlerinin tutuklanmış damatları denetimli serbestlik uygulamasıyla tahliye edilirken dikkate alınmayan bir olasılık, sıra bir muhalefet milletvekiline geldiğinde tutuklama gerekçesi yapılabilmektedir.    

Fakat aynı konuda Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği bir kararı hatırlamakta yarar var: MIT TIR’ları ile ilgili haber ve görüntüleri yayınlayan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 26.11.2015 tarih ve 2015/490 Sorgu sayılı kararı ile  “silâhlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme”, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askerî casusluk amacıyla temin etme” ve “devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından” tutuklanmış; bireysel başvuru yaptıkları Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu ise,

“…

2. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında tutuklamanın hukukî olmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

3. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlâl edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

25/2/2016 tarihinde karar” vermiştir(1)

Bu Karar üzerine Can Dündar ve Erdem Gül, tahliye edilmiştir. Eğer İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Berberoğlu hakkında verilen Karar, Yargıtay’ca bozulmaz  ve kesinle-şecek olursa; bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne gidildiğinde Yüksek Mahkeme’nin aynı konuda farklı bir hukukî değerlendirme yapması  beklenemez.

Ekleyelim ki, Berberoğlu şu anda ülkemizde tutuklu tek gazeteci değildir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “İfade ve Basın Özgürlüğü” Raporu’na göre; Nisan 2017 sonu itibariyle tutuklu gazeteci sayısı 159, yurt dışındaki “kaçak” gazeteci sayısı 123’tür(2). Bu rakamlar, ülkemizde ne ölçüde basın özgürlüğü olduğu konusunda ciddî tereddüt yaratacak niceliktedir.    

3. Yasama Dokunulmazlığı ve Anayasa’ya Eklenen Geçici 20. Madde

 Enis Berberoğlu’nun yargılanması, hüküm giymesi ve temyiz süreci beklenmeden hemen tutuklanarak cezasının infazına başlanmasının başka bir yönü var: Kendisi CHP İstanbul milletvekilidir. Anayasa’mızın “Yasama dokunulmazlığı” ile ilgili 83. maddesinin II. fıkrasının 1. cümlesi şöyledir:

 “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.”

Bu işlemlerin yapılabilmesi için gerekli olan yasama dokunulmazlığının Meclis tarafından  kaldırılması, Anayasa (m. 83, 85) ve TBMM İçtüzüğü (m. 131-134) ile belirli güvencelere bağlanmış olarak düzenlenmiştir. Söz konusu güvenceler arasında TBMM Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon ve Genel Kurulda savunma hakkı, dokunulmazlığın kaldırılması kararının iptali istemiyle Anayasa Mahke-mesi’ne başvurabilme hakkı da vardır.  

Yasama dokunulmazlığı, milletvekillerine verilmiş bir ayrıcalık değil, halkı temsil görevlerini engellenmeden yapabilmeleri için bu görev süresince tanınmış olan bir korumadır. Nitekim   aynı 83. maddenin III. fıkrasında şu hüküm yer almaktadır:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.”

  Berberoğlu’na verilen cezanın derhâl infazına başlanması, Anayasa’nın bu hükmüne de aykırıdır.

 Karşılaştırma için ekleyelim ki, yasama dokunulmazlığına benzer bir koruma, Anayasa’nın 129. maddesinin son fıkrasında “memurlar ve diğer kamu görevlileri” için de öngörülmüştür:

“Memurlar ve diğer diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır.”

Yukarıda değinildiği gibi, yasama dokunulmazlığının kaldırılması, Anayasa’nın  83. maddesinin II. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca Meclisin  ilgili her milletvekili hakkında işlediği ileri sürülen her suç için ayrı ayrı karar vermesini gerektirdiği hâlde; 20.5.2016 tarih ve 6718 sayılı Kanun’la Anayasa’ya eklenen geçici 20. madde uyarınca “Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz.”

Bu konudaki Anayasa değişikliği, daha henüz 316 AK Parti (basındaki yaygın kullanımla AKP) milletvekilinin imzasıyla Meclis’e sunulmuş bir kanun teklifi hâlinde iken; getirilen düzenlemenin yasama dokunulmazlığının kaldırılması konusunda  Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nde öngörülen usule, Anayasa’nın 38. maddesinde belirtilen ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesine, sonuç itibariyle Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin değişmez nitelikleri arasında yer alan “insan haklarına saygılı, … demokratik, …. hukuk devleti”  ilkelerine aykırı olduğunu, iktidar partisinin “daha çok muhalefet partileri milletvekillerini, özellikle HDP milletvekillerini etkileyecek olan böyle bir Anayasa değişikliğinden vazgeçmesi” gerektiğini bu sütunlarda anlatmaya çalışmıştık(3).  

Ne yazık ki, AKP milletvekillerinin  Anayasa’ya eklenmesini teklif ettikleri geçici 20. madde, –CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bunu Anayasa’ya aykırı gördüklerini, fakat kendileri hakkında uygulanacak olursa yargı önüne gitmekten çekinmeyeceklerini belirten bir mertlikle “evet” diyeceklerini açıklamasından sonra– Meclis’te CHP milletvekil-lerinin bir bölümü ile önerilen değişikliği kendi görüşlerine uygun bulan MHP milletvekille-rinden bir bölümünün desteğini alarak ikinci görüşmede oylamaya katılan 531 milletveki-linden 373’ünün  oyuyla, yani halkoylamasına gerek bırakmayan bir çoğunlukla kabul edildi.

  Böylece geçici 20. maddenin  kabul edildiği tarihte “yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında bu dosyalar  bakımından” uygulanmayacağı öngörülen Anayasa’nın 83. maddesinin II. fıkrasının 1. cümlesi, fiilen şu hâle geldi: “Seçimden önce veya sonra bir suç  işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadan tutulabilir, sorguya çekilebilir, tutuklanabilir ve yargılanabilir.” Olan budur.  Uygulama, HDP milletvekillerinin tutuklanmasıyla başladı; şimdi sıra CHP milletvekillerine geldi. Uygulamanın nasıl devam edeceğini ve nereye, kime  kadar gideceğini önümüzdeki zaman gösterecektir.

_____________________________________

  1. Anayasa Mahkemesi’nin 25/2/2016 tarih ve 2015/1867 Başvuru Numaralı “Erdem Gül ve Can Dündar Başvurusu” Kararı için bk. T. C. Resmî Gazete,10.3.2016, S. 29649, s. 24-46. Kararın diğer yönleri ile ilgili karşı oy gerekçe ve yazıları: 46-74.  
  2. Siyasi Haber 3.org/tgc-159-tutuklu-123-de kacak-gazetecibulunuyor.2017.05-19.
  3. Hikmet Sami Türk, “AK Parti’nin Yapmak İstediği Anayasa Değişikliği Cumhuriyetin Değişmez Niteliklerine Aykırıdır. Yasama Dokunulmazlıklarını Kaldıran Anayasa Değişikliği”, Bafra Haber, Mart/Nisan 2016, S. 104, s. 1, 10.
Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Cengiz Baygül Bafra Kan Alma Birimi açıldı
Cengiz Baygül Bafra Kan Alma Birimi açıldı
Kalkınmanın temeli eğitim
Kalkınmanın temeli eğitim
Bursa Escort