Reklamı Geç
Advert

PARLÂMENTER SiSTEME DÖNÜŞ iÇiN ANAYASA DEĞiŞiKLiĞi

Hâlen Türkiye’de uygulanan Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin aksayan yönlerinin düzeltilmesi gereksinmesi, henüz bir sistem değişikliği ölçüsünde olmasa bile, iktidar çevrelerinde de duyulmaya başlamıştır.

PARLÂMENTER SiSTEME DÖNÜŞ iÇiN ANAYASA DEĞiŞiKLiĞi
PARLÂMENTER SiSTEME DÖNÜŞ iÇiN ANAYASA DEĞiŞiKLiĞi Admin

Hâlen Türkiye’de uygulanan Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin aksayan yönlerinin düzeltilmesi gereksinmesi, henüz bir sistem değişikliği ölçüsünde olmasa bile, iktidar çevrelerinde de duyulmaya başlamıştır. Sorunun tam çözümü için er veya geç, ama bir gün mutlaka başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin dengelerinden yoksun olan şimdiki alaturka başkanlık sisteminden vazgeçilerek, yeniden parlâmenter sisteme dönülmesi kaçınılmazdır.

1 982 Anayasası’nın 70 maddesinde yapılan en kapsamlı değişikliklerin üzerinden iki buçuk yıla yakın bir süre geçti. Bazen Anayasa’nın bir maddesinin tümünü veya bir fıkrasını, bir cümlesini, bir ibaresini, hatta bir kelimesini değiştirmek, ya da yeni bir madde, bir fıkra, bir ibare eklemek veya var olanları yürürlükten kaldırmak, başka bir deyişle, ilga etmek suretiyle yapılan bu değişiklikler, üç aşamada yürürlüğe girdi. 21 Ocak 2017 günü TBBM tarafından 339 oyla zorunlu halkoylaması aralığında, 16 Nisan 2017 günü 58.291.898 kayıtlı seçmenden % 85.43’ünün katılımıyla yapılan halkoylamasında geçerli oy kullanan 48.936.604 seçmenden % 48.59’unun “Hayır” oyuna karşılık % 51.41’inin “Evet” oyu ile kabul edilen(1) 6771 sayılı Kanun’la Anayasa’da yapılan değişiklikler(2), 18. maddesi uyarınca sondan başlayan tersine bir sıralama ile aşağıda gösterilen tarihlerde yürürlüğe girdi: a) Değiştirilen maddelerin büyük bölümü, 24 Haziran 2018 günü birlikte yapılan 27. yasama dönemi milletvekili genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının göreve başladığı tarihte (9 Temmuz 2018); b) TBMM’nin kuruluşu, TBMM ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi, Cumhurbaşkanının adaylık ve seçimi ile ilgili olan, −sonuncusu 102. maddenin ilgası hakkında olmak üzere (m. 16/E)− 4 maddesinde yapılan değişiklikler, bu seçimlere ilişkin takvimin başladığı tarihte (30 Nisan 2018); c) Değiştirilen diğer hükümleri ile 101. maddenin son fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” cümlesinin ilgası bakımından “yayımı” tarihinde, (TBMM’deki kabul oyları 339’da kaldığı için 16 Nisan 2017 günü yapılan zorunlu halkoylaması sonucunun Yüksek Seçim Kurulu’nca Resmî Gazete ile ilân edildiği 27 Nisan 2017 tarihinde) yürürlüğe girdi. Kronolojik sırayla ifade edilirse Türkiye, 1982 Anayasası’nın daha önce 18 kanunla, son olarak 2.5 yıla yakın bir süre ile 1.5 yıl ve 1 yıl 3 ayı aşkın iki süre arasında değişen bir zamandan beri 6771 sayılı Kanun’la değişik hükümlerine göre yönetiliyor. Bu Anayasa’nın 7 Kasım 1982 günü yapılan halkoylamasında % 91.27 oranında katılım ve % 91.37 oranında “Evet” oyu ile kabul edilen ilk metni ve 1987’den itibaren yapılan değişikliklerin sonuncusu dahil bir bölümü, halkoyu ile kabul edilmiştir. 16 Nisan 2017 günü yapılan son halkoylamasında “Hayır” oylarının % 2.82 üstünde bir farkla % 51.41 oranında “Evet” oyu ile kabul edilen 6771 sayılı Kanun, 12 Eylül 1980 öncesine tepki niteliğindeki siyasî yasaklarla ilgili geçici 4. maddenin yürürlükten kaldırılması için 6 Eylül 1987 günü % 93.64 oranında en yüksek katılımla yapılan halkoylamasında % 50.16 olarak verilen en düşük oranlı “Evet” oyundan sonra ikinci sırada en düşük oranlı bıçak sırtı bir çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliği oldu. 2. Önceki Anayasa Değişiklikleri 177 madde ve 21’e ulaşan geçici madde ile toplam 198 maddeden oluşan Anayasa’da 1987’den bu yana yapılan değişiklikler sonucunda Başlangıç’taki ilk fıkrası ile 119 maddesi ve 5 geçici maddesi, toplam 124 maddesi, oransal olarak % 62.62’si, yaklaşık % 70’i değişmiştir. Bu arada 2007’den itibaren Anayasa’ya 5 yeni geçici madde, 21 maddesine yeni fıkralar, 3 maddesine yeni cümleler eklenmiş; 25 maddesinin tümü, 13 maddesinin bazı fıkraları, 5 maddesinin bazı cümleleri yürürlükten kaldırılmış, başka bir deyişle, ilga edilmiş bulunmaktadır. Böylece 1982 Anayasası, madde numaralarının % 12.62’sinin, yaklaşık % 13’ünün karşısında, 13 maddesinin bazı fıkraları ile 5 maddesinin bazı cümlelerinin yerinde “mülga” yazılı bir anayasa durumuna gelmiştir. Bu nedenlerle 1982 Anayasası, artık başlangıçta temel hak ve özgürlükleri çok sınırlandırdığı ya da sınırlandırmaya açık hükümler getirdiği için çok eleştirilen anayasa değildir. 2010 yılında yapılan değişikliklere kadar birçok konuda getirilen ilk metninden oldukça farklı yeni hükümlerle temel hak ve özgürlükler konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi doğrultusunda bir Anayasa metnine ulaşılmıştır. Bu konuda özellikle 1995’te DYP-CHP Koalisyon Hükümeti zamanında Başlangıç ve 14 maddeyi kapsayan, 2001’de DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümeti zamanında Başlangıç ve 32 maddeyi kapsayan ve her ikisi de Meclis’te 4121 ve 4709 sayılı Kanunlarda ifadesini bulan geniş uzlaşmalarla yapılan, 2010’da AKP iktidarı zamanında 5982 sayılı Kanun’la yapılan ve 26 maddeyi kapsayan değişiklikler büyük önem taşımaktadır. Fakat bütün bu Anayasa değişikliklerinde TBMM üye sayısının 1987’de ANAP iktidarı zamanında 3361 sayılı Kanun’la 400’den 450’ye (m. 2 ile değişik AY m. 75), 1995’te DYP-CHP Koalisyon Hükümeti zamanında 4121 sayılı Kanun’la 450’den 550’ye çıkarılması (m. 8 ile değişik AY m. 75) dışında ne yasama, ne yürütme organının kuruluşu ve yetkileri ile ilgili bir değişiklik yapılmamış; Devletin başı olarak Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ilkesi korunmuş, Başbakan ve bakanlardan kurulu, Meclis’in güveniyle çalışan, bu güven devam etiği sürece görevde kalan; soru, Meclis araştırması, gensoru ve Meclis soruşturmasıyla bilgi edinme ve denetim yollarını etkili biçimde kullanabilecek konumda bulunan Meclis önünde siyasî sorumluluğu olan Bakanlar Kurulunun konumunda bir değişiklik yapılmamış; bu ilkelere dayalı parlâ-menter sisteme dokunulmamıştı. 2010’da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı 5982 sayılı Kanun’la değiştirilmekle birlikte (m. 22 ile değişik AY m. 159), yargı bağımsızlığı önemli ölçüde korunmuştu. 3. 6771 sayılı Kanun’la Yapılan Anayasa Değişikliği Fakat 16 Nisan 2017 günü halkoylamasıyla kabul edilen 6771 sayılı Kanun’la getirilen yeni hükümlerle bu tablo köklü bir değişikliğe uğramıştır. 1982 Anayasası döneminin ilk halkoylaması olarak 6 Eylül 1987 günü, 11 Eylül 1980 tarihinde iktidar ve anamuhalefet partileri durumunda bulunan siyasî partilerin yöneticileri, TBMM üyeleri hakkında on ve beş yıllık siyasî yasaklar koyan geçici 4. maddenin yürürlükten kaldırılmasını öngören 3361 sayılı Kanun’un 4. maddesi; 21 Ekim 2007 günü TBMM’nin dört yıllık seçim dönemi, TBMM’nin toplantı ve karar yetersayısı ve Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile ilgili hükümler getiren 5678 sayılı Kanun; 12 Eylül 2010 günü Anayasa’nın 23 maddesi ile 1 geçici maddesini değiştiren ve 2 yeni geçici madde ekleyen 5982 sayılı Kanun için yapılan halkoylamasından 16 Nisan 2017 günü 6771 sayılı Kanun için yapılan halkoylamasına gelinceye kadar geçen yaklaşık 30 yıl içinde yapılan 3 halkoylamasının ortak doğrultusu, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi ve daha demokratik bir siyasal yaşamın gerçekleştiril-mesi yolunda adımlar atılmasıydı. 6771 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler ise, aslında 1876’da ilk yazılı anayasamız Kanun-i Esasî’nin ilânıyla başlayan ve zaman zaman kesintilerle de olsa devam eden 141 yıllık demokratik parlâmenter sistemden tam bir geriye dönüş veya rejim değişikliği boyutunda bir sapma niteliğindedir. Sözde kuvvetler ayrımını güçlendirmek adına yapılan şey, tek bir erkin, tek kişilik yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanının elinde dengesiz ve kontrolsüz bir şekilde toplanmasıdır. Devletin başı da, yürütme organı da odur (AY m. 8, 104/I). Artık Meclis’in güveniyle görev yapan, Meclis’e karşı sorumlu bir Başbakan ve Bakanlar Kurulu yok. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve artık ortak sorumluluk taşıyan bir kurul oluşturmayan bakanlar, Cumhurbaşkanınca atanır ve görevden alınırlar; Ona karşı sorumludurlar (AY m. 104/VIII, 106/I, IVV). Kamuya yapılan açıklamalarda sistemin “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olarak adlandırılmasının nedeni, Devlet yetkilerinin çoğunun bu hükümlerle Cumhurbaşkanı sıfatıyla tek kişinin elinde toplanmasıdır. Anayasa’nın 7. maddesinde Türk Milleti adına TBMM’nin olduğu, devredile-meyeceği belirtilen yasama yetkisi, 104. maddenin XVI. fıkrasına göre, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir biçimde Cumhurbaşkanı ile paylaşılmaktadır. Çünkü “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.” Fakat Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerindeki temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyeceği gibi, Anayasa’da yalnız kanunla düzenleneceği belirtilen ya da kanunda açıkça düzenlenen konularda da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Üçüncü Bölümdeki sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler ise, bu sınırlama kapsamında değildir. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, daha önceki kanun hükmünde kararnamenin yerini almaktadır. Fakat kanun hükmünde kararname çıkarılması usulünden farklı olarak, Meclis’in Cumhurbaşkanlığı kararnamesi için yetki kanunu çıkarmasına gerek olmadığı gibi; çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin Meclis’in onayına sunulmasına da gerek yoktur. Tek denge unsuru, çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hakkında Anayasaya uygunluk denetimi yolunun açık olmasıdır (AY m. 148/I, 152/I). Cumhurbaşkanı, yargı erkini de etkilemek olanağına sahiptir: 15 üyeden kurulu olan, 3 üyesi TBMM tarafından seçilen Anayasa Mahkemesi’nin 12 üyesi (AY m. 146/I-III); Yargıtay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından gizli oyla belirleyeceği beşer aday arasından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı Vekili (AY m. 154/ IV); nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Danıştay üyelerinin dörtte biri (AY m. 155/III); 13 üyeden oluşan, Adalet Bakanının Başkan, Müsteşarının tabiî üye olduğu, 7 üyesini TBMM’nin seçtiği, artık “Yüksek” sıfatı kalmayan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 4 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilir (m.159/III). Cumhurbaşkanının Anayasa’da öngörülen diğer atama yetkileri şunlardır: Üst kademe kamu yöneticilerini atamak ve görevlerine son vermek, bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlemek (AY m. 104/IX), Devlet Denetleme Kurulu Başkan ve üyelerini atamak, Kurulun işleyişini, üyelerinin görev süresi ve özlük işlerini Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlemek (AY m. 108/III-IV), üniversitelerin rektörlerini atamak (AY m. 130/VI). Cumhurbaşkanının millî güvenlik ve savunma konularında da önemli yetkileri vardır: Cumhurbaşkanı, millî güvenlik politikalarını belirler ve gerekli önlemleri alır, TBMM adına Türk Silâhlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder, gerektiğinde Silâhlı Kuvvetlerin kullanılmasına karar verir; millî güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından TBMM’ne karşı sorumludur. Fakat Silâhlı Kuvvetlerin komutanı, Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanıdır; savaşta Başkomutanlık görevlerini de Cumhurbaşkanı adına O yerine getirir (AY m. 104/XIII-XV, 117/III). Millî Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanır (AY m. 118). Cumhurbaşkanı, daha önce Anayasa’da olağanüstü hâl, sıkıyönetim, seferber-lik ve savaş hâli ilânı için öngörülen durumlarda –artık Millî Güvenlik Kurulu’nun görüşünü almaya gerek olmaksızın− yurdun tamamında veya bir bölgesinde süresi altı ayı geçmemek üzere, tek başına olağanüstü hâl ilân etmek, olağanüstü hâlin gerekli kıldığın konularda –olağan durumlar için öngörülen sınırlamalara tâbi olmaksızın− Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmak; bu karar ve kararnameleri Meclis’in onayına sunmak yetkilerine de sahiptir (m. 119). 6771 sayılı Kanun’da öngörülen statüsü itibariyle aynı zamanda bir siyasî partinin genel başkanı olabilen, bugün de TBMM’de en çok üyesi olan AKP’nin Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı, milletvekillerinin adaylıklarını ve sonraki kararlarını da etkileyebilecek konumdadır. Bu durum, siyasetin gereği olarak kabul edilse bile; Onun özellikle yargı ve millî güvenlik konularındaki yetkileri, Anayasa’nın 103. maddesin-deki Cumhurbaşkanı andında hâlâ korunan “tarafsızlıkla” bağdaşmayan bir çelişkidir (krş. 6771 sayılı Kanun m. 18/c). Bir siyasî partinin genel başkanı olarak günlük siyasî polemiklerini bu çelişkiye aldırış etmeyen, hatta zaman zaman toplumun farklı kesimlerini kutuplaştırmaktan çekinmeyen bir üslûpla yürüten bir Cumhurbaşkanı, Anayasa uyarınca “Türk Milletinin birliğini” nasıl “temsil eder” (krş. AY m. 104/II)? Cumhurbaşkanı, −Anayasa’nın ilk metnindeki 116. madde uyarınca çeşitli olasılıklarda 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulunun kurulamaması hâllerinde siyasî krizden çıkış için yeniden seçmen oyuna başvurulmasından farklı olarak− artık herhangi bir koşula bağlı olmaksızın TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar verebilir. Bunu dengeleyen tek şey, Cumhurbaşkanlığı seçiminin de birlikte yapılmasıdır. 600 üyeli TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar verebilmesi ise, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla (360 oyla) olabilir. Eğer bu karar Cumhurbaşkanının ikinci döneminde verilirse, normal olarak 5 + 5 yıllık iki dönem için bu göreve seçilen Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir (AY m. 77/I, 101/II, 116/I-III); böylece toplam görev süresi, 15 yılı bulabilir. Üye sayısı, 1961 Anayasası döneminin Millet Meclisi ile Cumhuriyet Senatosu’nun seçilmiş üyeleri sayısının toplamı (450 + 150) olarak 550’den 600’e çıkarılan TBMM’nin yasama ve denetim yetkileri zayıflatılmıştır. Anayasa’nın 7. maddesinde Türk Milleti adına TBMM’nin olduğu belirtilen, “devredilemez” nitelikteki yasama yetkisinin “yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” yoluyla Cumhurbaşkanınca kullanılması bir yana (m. 104/XVI); TBMM’nin kabul ettiği bir kanunun yayımlanmasını Cumhurbaşkanı “kısmen veya tamamen uygun bulmadığı” ve gerekçesi ile birlikte Meclis’e geri gönderdiği takdirde, böyle bir kanunun “aynen kabul” edilerek Cumhurbaşkanınca yayımlanması için öngörülen yetersayı TBMM “üye tam sayısının salt çoğunluğu” olan 301 oydur (m. 89/II-III). Anayasa’nın daha önceki metninde bulunmayan bu yetersayı, yasama sürecinde Cumhurbaşkanına veto yetkisi tanınması demektir(3). Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hakkında hiçbir söz hakkı tanınmayan Meclis’in kendi metninde ısrar edebilmesi için böyle bir yetersayısı aranması, yasama ve yürütme yetkileri arasında denge gözetilmediğini gösteren örneklerden biridir. 600 üyeli TBMM’nin bilgi edinme ve denetim yetkileri daraltılmış, kullanılmaları zor koşullara bağlanmış, bazıları ortadan kaldırılmıştır. Daha önce her milletvekili tarafından verilebilen sözlü soru, siyasî parti grupları veya en az 20 millet-vekili tarafından verilebilen gensoru, TBMM üye tamsayısının onda biri (55 millet-vekili) tarafından verilebilen Meclis soruşturması önergeleri, TBMM üye tamsayısının salt çoğunlunun (276 milletvekilinin) gizli oyuyla verilen Yüce Divana sevk kararı ile ilgili hükümler kaldırılmıştır (6771 sayılı Kanun m. 6/I, 16). Daha önce yalnız “vatana ihanetten dolayı” TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin (184 milletvekilinin) teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün, yani 138 x 3 = 414 milletvekilinin vereceği kararla suçlandırılabilen Cumhurbaş-kanının cezaî sorumluluğu hakkında 6771 sayılı Kanun’la kapsamı genişletilerek yapılan düzenleme şöyledir: Cumhurbaşkanı hakkında bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğunun (301 milletvekilinin) vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşerek üye tamsayısının beşte üçünün (360 milletvekilinin) gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir; Meclisteki siyasî partilerin güçleri oranında üye sayısıyla temsil edilecekleri 15 kişilik soruşturma komisyonunun raporuna göre Yüce Divana sevk kararı verilebilmesi için TBMM üye tamsayısının üçte ikisinin (400 milletvekilinin) gizli oyu gereklidir (AY m. 105/I-III)(4). Benzeri bir düzenleme uyarınca Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında görevleriyle ilgili suç işledikleri iddiasıyla TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğunun (301 üyenin) vereceği önerge ile soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşerek üye tamsayısının beşte üçünün (360 milletvekilinin) gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir; Meclisteki siyasî partilerin güçleri oranında üye sayısıyla temsil edilecekleri 15 kişilik soruşturma komisyonunun raporuna göre Yüce Divana sevk için üye tamsayısının üçte ikisinin (400 milletvekilinin) gizli oyu gereklidir (AY m. 106/V-VII). Burada bazı örnekleriyle anlatılmaya çalışıldığı gibi; 6771 sayılı Kanun’la Türkiye, 1876’da Kanun-i Esasî’nin ilânı ile Osmanlı hanedanının elindeki mutlak monarşiden Meşrutiyete geçişle başlayan ve bugün 143 yıla ulaşan bir sürecin sonunda Cumhuriyet rejimi içinde seçilmiş, fakat yürütmeyi tek başına elinde tutan, yasamaya ortak olan, yargıyı etkileyen yetkileriyle fiilen Meşrutiyet öncesinin Padişahı konumunda bir tek adam yönetimine geçmiş durumdadır. Benzeri başka hiçbir ülkede bulunmayan, ne ABD’deki başkanlık, ne Fransa’daki yarı başkanlık sistemi ile herhangi bir benzerliği olmayan; sadece hareket noktası olarak gösterilen kuvvetler ayrımı, −bütçe ve kesin hesap kanun tekliflerinin Cumhurbaşkanınca Meclise sunulması (AY m. 161/III, IX) dışında − kanun tekliflerinin sadece milletvekillerince verilebilmesi (AY m. 88), aynı kişinin aynı zamanda milletvekili ve Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olamaması ile sınırlı kalan bir kendine özgü kuvvetler birliği sistemine dönüşmüştür (krş. AY m. 106/ IV). Böyle bir sistem, kısa süre içindeki uygulama sonuçlarının da gösterdiği gibi, 21 yüzyıl Türkiye’sini esenlikle ileriye taşıyabilecek bir rejim değildir. Kamu hukukunda her yetkinin karşılığı, onu yerine getirme görevidir. 6771 sayılı Kanun’la Cumhurbaşkanına verilen yetki ve görevlerin tek kişi tarafından gerektiği gibi yerine getirilmesi zordur. Parlâmenter sistem ve başkanlık veya yarı başkanlık sistemlerinde diğer organlarla erkler arası dengeler içinde paylaşılan yetki ve görevler, hâlen Türkiye’de uygulanan Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde fiilen siyasî hiçbir sorumluluğu olmayan danışman ve uzmanlardan yararlanılarak yürütülmektedir. Bu sistemin aksayan yönlerinin düzeltilmesi gereksinmesi, henüz bir sistem değişikliği ölçüsünde olmasa bile, iktidar çevrelerinde de duyulmaya başlamıştır. Sorunun tam çözümü için er veya geç, ama bir gün mutlaka başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin dengelerinden yoksun olan şimdiki alaturka başkanlık sisteminden vazgeçilerek, yeniden parlâmenter sisteme dönülmesi kaçınılmazdır. 4. Parlâmenter Sisteme Dönüş İçin En Kestirme Yoldan Anayasa Değişikliği 6771 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerden TBMM üye tamsayısı 600 ve milletvekili seçilme yaşı 18 (AY m. 75, 76), kazanılmış siyasî haklar olarak korunabilir. Fakat genel olarak bu Kanun’la getirilen sorunlar yumağının çözüm yolu, onları bazı yasa ya da sistemi etkilemeyecek kısmî Anayasa değişiklikleriyle geçiştirilebilecek nitelikte değildir. Çıkış yolu, ancak en az 6771 sayılı Kanun boyutunda köklü bir Anayasa değişikliğindedir. Şüphesiz bunun için geniş katılımlı, geniş toplumsal mutabakata dayalı bir Anayasa çalışması yapılabilir, çok gecikmeden yapılmalıdır da. Böyle bir mutabakata ulaşıldığı takdirde Türkiye’nin önünde kısa zamanda sonuç verebilecek en pratik, en kestirme yol, 6771 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliğini –kazanılmış siyasî haklar olarak TBMM üye tamsayısı ve milletvekili seçilme yaşı dışında− tersine çevirecek, daha önce 1987’den itibaren çeşitli kanunlarla yapılan Anayasa değişiklikleriyle ulaşılan demokratik hukuk devleti ilkelerine dayalı parlâmenter rejime dönülmesini sağlayacak iki maddelik bir Anayasa değişikliğine gitmektir. Önerilen yöntemin benzeri, 10.1.1945 tarih ve 4695 sayılı Kanun’la Türkçeleştirilen Anayasa(5) dilinde o tarihten önceki metne dönüş amacıyla çıkarılan “491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Tekrar Meriyete Konulması Hakkında Kanun” başlıklı iki maddelik 24.12.1952 tarih ve 5997 sayılı Kanun’la gerçekleştirilmişti(6). Bu Kanun’un 1. maddesi uyarınca −günümüz Türkçesiyle− “20 Nisan 1340 (1924) tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu, 4695 sayılı Kanunun kabul tarihine kadar yürürlükte bulunan değişiklikleriyle birlikte tekrar yürürlüğe konmuş ve bu Kanun yerine konulmuş olan 10/1/1945 tarihli ve 4695 sayılı Anayasa yürürlükten kaldırılmıştır.”; 2. maddesi uyarınca “Bu Kanun yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girer.” Yöntem olarak bu Kanun’dan yararlanarak parlâmenter sisteme dönüş için yaptığımız, Anayasa’nın 175. maddesindeki Anayasa değişikliği usulüne göre kabulü ve gerektiğinde halkoyuna sunulması gereken Anayasa değişikliği önerimiz şöyledir: “MADDE 1 – 7.11.1982 tarih ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 16.4.2017 tarih ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun kabulü tarihine kadar yürürlükte bulunan değişiklikleriyle birlikte tekrar yürürlüğe konmuş ve 6771 sayılı Kanunla yapılmış olan değişiklikler yürürlükten kaldırılmıştır. 6771 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle değişik 75 inci maddesindeki “altıyüz” ve 3 üncü maddesiyle değişik 76 ncı maddesindeki “Onsekiz” ibareleri, bu hükmün kapsamı dışındadır. MADDE 2 – Bu Kanun, birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk toplantısını yaptığı ve aynı birleşimde Cumhurbaşkanının ant içerek göreve başladığı tarihte yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması hâlinde tümüyle oylanır.” Böyle bir Anayasa değişikliği, Kanun-i Esasî’nin ilânından bu yana geçen 143 yıl içinde verilen demokrasi ve hukuk devleti mücadelesine, Cumhuriyetin değişmez niteliklerine uygun olduğu kadar (AY m. 2, 4), Türkiye’yi çağdaş bir anlayışla güçlendirilmiş, istikrarlı bir parlâmenter rejim içinde daha ileriye götürecek Anayasa değişikliklerinin geniş bir toplumsal mutabakatla yapılabileceği yeni bir dönemin başlangıcı da olabilir. (22.10.2019) -------------------------------------------- (1) Yüksek Seçim Kurulu’nun 16 Nisan 2017 günü yapılan Anayasa Değişikliği Halkoylaması kesin sonuçlarının tespit ve ilânına ilişkin 27.4.2017 tarih ve K. 663 sayılı Kararı ve ekindeki çizelgeler için bk. T. C. Resmî Gazete, 27.4.2017, S. 30050, s. 1-11. (2) 21.1.2017 tarihinde TBMM tarafından, 16 Nisan 2017 günü halkoylamasıyla kabul edilen 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun metni için bk. T. C. Resmî Gazete, 11.2.2017, S. 29976, s. 1-11. (3) Bu konuda bk. Hikmet Sami Türk, Anayasa’ya Aykırı Anayasa Değişiklikleri, Ankara 2018 (Yetkin Yayınları), s. 119. (4) Bu konuda bk. Türk, age (Anayasa’ya Aykırı Anayasa Değişiklikleri), s. 122 vd. (5) 10.1.1945 tarih ve 4695 sayılı Kanun’la Türkçeleştirilen Anayasa metni için bk. T. C. Resmî Gazete, 15.1.1945, S. 5905, s. 8178- 8181; Suna Kili/A. Şeref Gözübüyük, Sened-i İttifak’tan Günümüze Türk Anayasa Metinleri, 2. baskı, İstanbul 2000 (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları), s. 120-141; Tarhan Erdem (Haz.), Anayasalar ve Belgeler 1876-2012, İstanbul 2012 (Doğan Kitap), s. 103-113. (6) 24.12.1952 tarih ve 5997 sayılı “491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Tekrar Meriyete Konulması Hakkında Kanun” ve ekindeki “20 Nisan 1340 tarihli ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu metni için bk. T. C. Resmî Gazete, 31.12.1952, S. 8297, s. 5217-5220 + (Tashih), 5.1.1953, S. 8300, s. 5244; Kili/Gözübüyük, age, s. 142; Erdem (Haz.), age (Anayasalar ve Belgeler 1876-2012), s. 117.

Parlamenter Türk
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tüm çocuklarımızın ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutlarız!
Tüm çocuklarımızın ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutlarız!
Dünya Prematüre Günü
Dünya Prematüre Günü