Reklamı Geç
Advert

VURAL DİLMAÇ İLE SADECE BAFRA

Bafra’nın 1 asırlık tarihini, vatan matbaasını, Bafra gazetesini, Bedri Koraman’ı, eski başkanları, şehrin diğer önde gelenlerini ve daha yüzlerce bilinen, bilinmeyen ve yahut unutulan saklı tarihimizi konuşmak için gidecektim yanına, sohbet havasında geçsin istiyordum. Süleyman Türk’ten 20 yıl önce dinleyip bir asistan edasıyla notunu tuttuğum Bafra’nın en eski gazetecisiyle karşılaşacaktım. Muazzam bir heyecan yaşıyorum velhasıl bugün.

VURAL DİLMAÇ İLE SADECE BAFRA
VURAL DİLMAÇ İLE SADECE BAFRA Admin

14.09.2013, kendisinin sahibi olduğu Şah matbaasında saat 14.30 ‘da buluşmak üzere randevulaşıyoruz. 15.00’ de telefonla arıyorum, trafik yoğun gecikeceğim, özürlerimle diyorum.

Sorun değil bekliyorum yavrum diyor.

Utanmaya yetecek kadar geç vakitte yetişebiliyorum, duayen gazeteci ağabeyimiz tarihi Şah matbaasında karşılıyor bizi. Yerleşke Beşiktaş Meydanı.

Mahcubiyetten eğik başımla ne diyeyim, diye düşünürken hiç beklemediğim samimiyetle, sıcaklıkla karşılanıyorum. Nasıl söylesem, böyle bir karşılama için her daim gecikebilirdim…

Tarihin tozlu raflarında yıllarca sayfalarını özenle karıştırıp araştırdığım Bafra yayın cemiyetinin patronu, yazarı, baskıcısı şimdi karşımdaydı.

Önce kendisine yetişemediğim için şanssız olduğumu dile getirdim. İdmanlı olduğum yerden, Bafra tarihi mecmualarından şahane bir sohbetin kapısını aralayacaktım. Karşımda oturan çınarsa, tarihin bizzat kendisiydi, ben okuduğumu o ise yazdığını anlatacaktı. 70’lerde ayrıldığını hatırlıyordum Bafra’dan, girişte ilk çamı devirdik böylelikle…

-          Şekerim ben Bafra’dan hiç ayrılmadım ki, her ay düzenli olarak haber yapmak için Bafra’ya geldim.

-          “İstanbul’a taşındığınız dönemi sormak istemiştim”, ufaktan kıvırtma payı kontenjanından…

-          1972

Tarihi Vatan Matbaası sanki hiç kapanmamış gibi gelir bana nedense. Neler üretilmişti o kıymetli mekânda…

“Matbaamız Taşpetek Kahvesinin arasında, matbaacılar sokağındaydı. Süleyman Türk’le (Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün babası) orada birlikte çalıştık yıllarca. Unutmadan, dans hocasıydım onun, çok hevesli, azimli biriydi. Nasıl anlatsam gazeteyi;

Akşam oldu mu savcısı, kaymakamı, başkanı gazetemize gelirdi, Bafra’yı konuşurduk, ne yapabiliriz, ne katabiliriz? diye. Orada haberleri yorumlardık. O ortamı ben sağlardım.

- Bir sosyal platform yani. Biz de Bafra haber binamızda bunun olmasını isterdik elbette, ne faydalı Bafra sohbetleri geçmiştir orada…

-          Sadece iş yerinde değil, çoğu zaman dış mekânlarda da ağırlamaya gayret ederdim şehrin önde gelenlerini. Bir hatıra anlatayım da gülün o zaman, sene 60’lar, İstanbul’dan bir mülki amir gelmişti, onunla beraber Bafra panayırına gittik, sazlı sözlü güzel güzel sohbet edecektik, misafir ağırlamada şöhret sahibiydim. O sene panayırda müzikli grup vardı, bir de raks eden güzel kadın Mahuş’a denk geldik.

Raks sırasında bizim amiri yanağından öpmez mi Mahuş! Adamcağız da bir ciddi, bir ağır kişilik.  Mahuş da raks edip mütemadiyen adamcağızı yanağından öpüyor. Yahu bu ne kötü tertip, beni neden buraya getirdin dese ne derim, yerin dibine girsem daha iyi, intihar bile ederim o zaman.

-          Ne dedi peki, kızdı mı?

-          Hiçbir şey söylemedi, o gün kızıp kızmadığını anlayamadım. Aradan yıllar geçti, İstanbul’a atanmış, bir gün ziyaretime geldi. “Vural Bey yahu, seninle ne güzel günlerimiz geçti, hiç unutamıyorum o panayır gününü” demez mi? Demek adamcağızı hayatta Mahuş’tan başka kimse öpmemiş, hay Allah.

Gülmekten kırılıyoruz, matbaa kahkaha basıyor sanki…

Bafra’nın cemiyet hayatı, tarihteki sosyal yapısını anlattığım vakit herkes abarttığımı düşünür, biraz dillendirir misiniz?Abartı ile gerçeği ayırabilmelerine yardımcı oluruz diye düşünüyorum.

-  Güzellik yarışması düzenledik, Türkiye’de ilktir, seçilen güzel Lübnan’da Türkiye’yi temsil etti üstelik.  Kibaroğlu sinemasında yaptık, müthiş bir şeydi, Bafra meydanına arabalar sığmamıştı. Bafra böyle bir organizasyonu bir daha yapamaz, o yıllar delilik yıllarımdı. Bunları neden mi yaptık? Biz hem Bafra’mızı seviyor hem de yalnızca gazetecilik yapmak yerine şehrimiz için de bir şeyler yapmak istiyorduk, hep daha fazlasını istedik.

Bundan 50 yıl önce çok daha sosyaldik değil mi?

-  Size çok enteresan bir şey söyleyeceğim,1955-60’lı yıllarda, Şube yolu Bafra hanımlarının güzel giyindiği, beylerin takım elbise giydiği, bir aşağı bir yukarı piyasa yaptığı yerdi. O tarihte böyle denirdi, bildiğin şemsiyeli mendilli bayanlar. Yönetmen Necmettin Salman davetlim olarak gelmişti o tarihte. Tabi adam İstanbul’u bilen adam ama bu manzarayı görünce inanamadı, “yahu burası podyum mu” dedi, hayran oldu. “İstanbul’a döndüğümde hep burayı anlatacağım dedi. Türkiye’nin en zarif memleketiydik. Yıllar sonra İstanbul’da karşılaştık yönetmenle, “Vural Bey ben bu Bafra’yı unutamıyorum, o ne güzel memleket, nasıl bir sosyal hayat vardı orada. Yahu ben sana kızımı bile veririm.” dedi.

Gülüyoruz.

Vural amcaya 60’lardaki tütün buhranını sormayı istemiştim hep. Onlarca mağaza, yüzlerce tütün işçisi belki de Anadolu’da hiç olmayan özel sermaye girişimleriydi. Ne olduysa, milyon kilo tütün elde kalmış, özel işletmeler iflas etmiş ve Bafra hatta Türk tütüncülüğü en ağır darbesini almıştı.

Nasıl olurda aynı yıl yüzlerce işçinin çalıştığı tütün fabrikaları kapanırdı?

-   Süleyman Türk’le 5 ay Ankara’da kaldık, Posta Caddesi’nde. Düzenli rapor yazarak tütünleri yurt dışına satmaya çalıştı, tütün konseyinin başkanıydı aynı zamanda. O tarihte Cumhurbaşkanı’na bile çıktık. Ayrıca İsmet Paşa’ya da gidildi. Rusya’dan torna tesviye makineleri alıp karşılığında tütünleri verecektik. Fakat tüccarın istediği bu değildi, canlı para lazımdı, faizler bir hayli birikti. Ancak bu takas yapılabildi kısmen. Dolayısıyla Karadeniz tütün tüccarları 1960’larda iflas etmiştir. Devlet tüccardan çok, daha ucuza yabancı alıcılara tütün satmıştı.

-   Bafra’nın batış tarihi desek? En kıymetli ticari faaliyeti sonlanıyor ansızın.

-  Evet, batış tarihidir.

Ey gidi tarih; Cevdet Ceyhan’lar, Süleyman Türk’ler, Nuri Esmer’ler ve unuttuklarımız, ne büyük tütün işletmecileriydi.

-          Cevdet Ceyhan kibar biriydi, kulübümüzün başkanıydı, biz de kulüpçülük, cemiyet hayatı pek fazlaydı, rahmetli Süleyman Türk cemiyet hayatını başlatmıştır.

- Cevdet Bey Bafralı değildi sanki.

- Bafralı olsun olmasın, adamdı. Kim Bafralı ki, herkes her yere bir yerlerden gelmedi mi çocuk? Senin söylediğin Nuri Esmer’e gelince, 1960 yıllar tütün buhranının yaşandığı yıllar, tüm yaprak işlemeler iflas etti ya, aralarında bir kişi vardı ki iflas sonrası borçlarını ödeyemeyip İstanbul’a ticaret yapmak için gitti. Aradan yıllar geçti ve bir gün Belediye hoparlöründen bir anons: ”Tütün tüccarı Nuri Esmer’den alacağı olanlar lütfen Belediye binasına gelsinler.” Borcuna sadık olmak böyle bir şeydir, kimseye tek kuruş borcu kalmadı hepsini ödedi.

Aradan yıllar geçti, dün gibi… 1932 doğumlu bu adamı arada bir teyzesi arar ,”Vural, daha sen dünkü çocuksun.” diye seslenir. Ne kadar hoşuma gider böyle seslenmesi. Onların gözünde çocuğuz hâlâ.

Çocukluğunuzda Rum arkadaşınız olmuş muydu?

-   Benim baş muhabirim İshak Zeki Bey’i örnek verebilirim, ne dürüst insandı. Bir gün beni aradı telefonla, “Vural Bey bugün belediye ve adliyeye gidemeyeceğim, kardeşim vefat etti. Kusura bakmayınız, siz gider misiniz?” diye sordu. Meslek aşkı ve dürüstlük budur işte.

Tarihi köşkler Rumlardan mı kalmaydı?

- O köşkler Bafralıların.

Trabzon, Rize’den göçle gelen Bafralılar mı?

- Hayır.

Daha eski Bafralıların o zaman?

-  Eski, ağa Bafralıların.

Eski evler, tarihimiz sırasıyla yıkılıyor. Neredeyse üç beş eski Bafra evi kaldı, yani durum vahimden öte olabildiğince kötü şimdilerde, sanırım siz bizden daha fazla üzülüyorsunuzdur?

-  Bak çocuk, sırası gelmişken bir bilinmeyeni anlatayım sana. Bafra’da turistik yerimiz olacaktı tarihte, ta ki Belediye o binayı 45 Liraya satmasaydı.

Hangi bina bu?

-  Kızılırmak İlkokulunun oraya bir ilkokul açıldı ya işte orada muazzam güzellikte bir kilise vardı. Ben böylesini Avrupa’da bile görmedim. Üst katları var ya Avrupa vari loca şeklindeydi. Bir opera binası estetiğinde. O tarihte Galip Kibaroğlu orayı sinema olarak kullanmıştı, zarar vermeden. Hatta bir sürü melek heykelleri vardı, sürekli içerde dolaşıyorlar havası verilmişti. Süper bir mekândı. Sen git sat burayı,  sonra yıktır Karakullukçu’ya. Böyle bir eser satılıp yıktırılır mı, olur mu arkadaş? O kilise bugün yerinde dursaydı dünyanın tüm turistleri o zaman Bafra’ya gelirdi işte. Biz o kilisede büyüdük, makinist İbrahim abi film sarar bizde birkaç parça kesip verecek mi diye gözlerdik. O binayı ne kadar anlatsam az, sütun aralarında bir tane taş yoktu, kurşun döküp koymuşlardı. Bizim bina sanırım o kurşunun edeceği para yüzünden yıkılıp gitti.

Yakın zamanda Bedesten’ e de müdahale edildi. Özüne döndürülecekmiş sözde…  2. kat çıkılıyor…

Bedesten eskiden kasaplar arastası diye de geçerdi. Evveliyatında tek katlı bilirim.

-    Sele sepet şenlikleri peki, eski midir?

-   5 yaşımdan bu güne kadar hatırlatırım, herkes kapı kapı gezer şeker toplardı, bu çok eski bir adet, benden de önce, belki Rumlar’ dan bile olabilir.

Memleketin belki de en zengin yanı, karikatüristlerimizden konuşmasak bu sohbet eksik kalacak gibi, Bafra bir karikatürizm diyarı sanki. Başlangıç dönemini başlıyor anlatmaya Bedri Koraman ve tarihin saklı kalan diğer karikatürist üstadı Asaf Güzeloğlu’nu…

-  Bedri Koraman iyi arkadaşımdı. Bunlar Bafra’dan iki kişi ayrıldılar, diğerinin adı Asaf Güzeloğlu’dur.  Birlikte Cağaloğlu’nda bir dergiye girdiler. İkisi de çiziyor orada. Fakat Asaf oranın sefaletine zorluğuna dayanamadı, Bedri’ye göre daha bir ev çocuğu, daha bir hanım evladıydı. 2 ay kaldı ve döndü. Bedri ise o sıkıntıya göğüs gerdi ve devam etti. Hâlbuki Asaf’ın  kalemi ve çizgisi daha renkliydi. Bedri dayanarak bugünkü Bedri oldu. Asaf da kalsaydı bugün ondan herkes bahsedecekti. Sanatta sabır ve dirayetli olmak başarıyı getirir. Bedri hep dirençli oldu ve başardı.

Bir gün Bedri’ye gittim, Milliyet’te kapıda karşılaştık. Asansöre giderken her masada bilgisayar ve her katta belki ellişer kişi. Bedri dedim, ben buradan 20 kişi seçeyim bu gazeteyi çıkarırım dedim. Bir şey söylemedi, sonra odasına gittik ve kapıyı kapattı, bana bakıp “Vural sen başarırsın.” dedi.

-  Memleketimiz ne çok karikatürist yetiştirmiş, bir de Zihni Lokman’ın oğlu var değil mi?

-   Birkaç kez bana geldi, uluslararası birinciliği olan çok kıymetli karikatüristtir. Satış meselesi yani, işte o pek yoktu, kaç kişi bilir, az kişi bilir, üstat mı hem de ne üstat.

Sosyal sorumluluk projelerinde hep olmuşsunuz, Bafralının yeterince katılımı oluyor muydu?

-  Şöyle anlatayım:

Bir tiyatro ekibi geldi mi 1 yıl kalırdı Bafra’da, Atıf Kaptan mesela. Tiyatro ekibi bir ilçede 1 yıl kalır mı, mümkün mü bu arkadaş?  Bafralı işte o kadar düşkündü tiyatroya. Cumhuriyet Meydanı’nda yıkılan bir han vardı, işte orada akşamları oyun sergilerlerdi. O salon gündüz kahvehane akşam tiyatro salonuydu. Salon tıklım tıklım olurdu, Bafralı da tiyatro aşkı vardı.

Çocuk Esirgeme Kurumuna başkanlık ettiğiniz yıllarda maddi kaynağı nereden buluyordunuz?

-          Akordeon sırtımda kadınlara balo verirdim, para toplamam gerekirdi. Himmet Ağa’nın tütün deposunda gece tertipliyorduk, giriş 25 kuruş. Her Cumhuriyet Bayramı’nda o paralarla 100-150 çocuk giydirirdik.

İlkokulunuz tarihi Merkez İlkokulu binasıydı yanlış hatırlamıyorsam.

-    Hem Merkez hem Kızılırmak’ta okudum.

Merkez ile Gazi hep kavga ederdi. Kartopu savaşı, içine taş koyup atarlardı birbirine. Çocukluk işte, neşe doluyduk.

Tarihi Çetinkaya Köprüsü’nün açılışını da haber yapmıştınız, daha eskiden ahşap mıydı?

-  Doğrudur, ahşap halini bilirim, Mardar’ da at yarışlarını izlemeye giderdi Bafralılar o tarihte. Herkes pikniğe gider gibi yiyeceğini içeceğini alırdı. Lükse,  ihtilama baksana. Fakat hep o köprünün inşaatına şaşırır dururum, Allah’ın bir hikmetidir, köprü inşaatı boyunca belki 2-3 yıl Kızılırmak kurudu, hem de en çılgın yıllarıydı o yıllar. Belki o hırçınlığı kesilmese köprünün iskeletini söküp alır, yapılmasına mani bile olabilirdi.

Tren yolumuz bile varmış diyorum gülerek.

-  Kereste Fabrikası’ndan Kumcağız’ a giden tren yoludur o. Ne güzel manzarası vardı aklın durur, ormanın içinden geçip giderdi. Keresteler Kumcağız’ dan motorla yüklenip Karadeniz’de Ordu,Giresun,Trabzon’a  taşınırdı.

Siz dönemin belediye başkanlarıyla sıkı dostluklar kurdunuz, siyasi yönü haricinde hatırınızda kalan başarılı başkanlarımızı anlatır mısınız?

-  Çakır Mahmut Barutçu isminde bir başkanımız vardı, çok çalıştı, bizzat kendi işçilik yapardı, 5 kuruşta maaş almadı, aldığı parayı da Necati Bora’ya verirdi. Çok çalıştı.

Ali Kale?

-  Sevmeyeni çoktu ama onun kadar dürüst biri daha görmedim, Belediyenin parasını hep düşünmüştür.  Ben belediyeyle en ciddi çatışmayı mezarlığın bu günkü yeri için yapmıştım. Orayı mezarlık yapmayın, burası Bafra’nın gelişme sahası, çukurda kaldığımız için önemli yer dedim. Bizim dediğimiz yer Kızılırmak’ın o taraftı. Çok çatıştık ama orada olmasına engel olamadık. Başkan Ali Kale Bey’di lakin çok severdik birbirimizi çok gezerdik birlikte.

Duha Sertkaya?

-  Babasının Ziraat Bankası Müdürü olduğunu duydun mu?

Okumuştum.

-    Çocukluğumda mızıka çalardım, eski başkan Duha Sertkaya’ların evine giderdim, komşumuzdular. Ev büyükleri bana Amasya pestili ikram ederdi. O aile aslen Amasyalıdır. Bir gün mızıka çalıp Amasya’dan gelen pestili hak ettim, dışarı çıktığımda bir baktım Duha ,köşede  beni bekliyor, sen misin benim pestilleri yiyen deyip dövdü beni. Mahallemin çocuğu Duha. Çok severdim, o da beni severdi.

Baba mesleğini devam ettirmek nasıl bir duygu?

-   1923’te Rumlar Bafra’dan ayrılırken babam Zühtü Dilmaç matbaa makinelerini satın almış ve sonrasında o ünlü Cumhuriyet yıllarının ilk gazetelerinden olan Tenviri Efkâr ‘ı çıkarmış. Bafra basın hayatıyla işte böyle tanışmıştır.

-   Niyazi Doğu’yu yayın müdürü olarak okumuştuk, fakat orada bir çelişki var kendisi Bafralı değil.

-  Emekli Şube Reisi, yayın müdürüydü, her ay 5 TL verirdi Süleyman Bey, sene 1940’lardı.

Gazetenizin diğer önemli şahsiyeti Mübeccel Dilmaç (Doksatlı) Hanımefendi. Ne güzel işler yapmışsınız birlikte.

-   Mübeccel Dilmaç. O derya kadın şimdi hastanede, konuşamıyor, yürüyemiyor. İhtiyarlık çok ..ktan bir şey, sakın ihtiyarlamayın.

Biz ablam Mübeccel ile o kadar gazeteyi, akşam vakti mum ışığında, harfleri tek tek yerleştirir basardık. Ne zahmetli bir işti ya Rab, lakin insana hiç mi bıkkınlık vermez. Zaten gazetemiz kazayla çıkmasa meslek aşkımıza ihanet edeceğimizi sürekli düşünürdük. Bununla da kalmaz cam çerçeve kırarlardı, o kadar alışmıştı halk bize. Düşünsene okuma yazma oranının en düşük olduğu yıllarda 1 saat içinde en az 1000 tirajla gazete satıyorduk, yetiştiremiyorduk desek çok doğru olacak. Ne günlerdi be çocuk…

Ne günlerdi…

O günleri ne güzel yâd ettik.

Bafra, Bafra halkı ve hatta insanlık, sizlere ne çok şey borçluydu. Cumhuriyetin ilk yıllarının seferber olmuş eğitimli, görgülü ve çağdaş insanları.

Ne güzel, ne dolu bir hayat yaşadınız.

Maziden okuduğum satırlarınız, çok haz duyduğum sohbetiniz, aynı memlekette yaşamanın haklı gururu ve saygıyla selamlıyorum sizi.

Yazımda bir hata ettiysek, affola…
Murat Tutgin

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500