Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert

TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ’DEKİ HAKLARI

TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ’DEKİ HAKLARI VE AVRUPA BİRLİĞİ YAPTIRIMLARI

TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ’DEKİ HAKLARI
TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ’DEKİ HAKLARI Admin

Prof. Dr. Türk

“Türkiye, Doğu Akdeniz’de gerek egemenlik hakkını kullanmasının bir
sonucu olarak kendi karasularında, gerek henüz taraf olmadığı Birleşmiş
Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre karasularının 200 deniz mili ötesine
kadar gidecek şekilde ilân edebileceği münhasır ekonomik bölge veya aynı mesafe
içindeki kıta sahanlığında sondaj çalışmaları yapma hakkına sahiptir. Aynı
durum, KKTC için de söz konusudur. Bu hakların kullanılması, AB Liderler
Zirvesi’nin Yunanistan ve GKRY’nin istekleri doğrultusunda alacağı yaptırım
kararıyla engellenemez.”

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığında sismik araştırmalar (sondaj-
lar) yapmasına karşı Brüksel’de toplanan Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’nden
yumuşatılmış bir yaptırım kararı çıkacağının anlaşılması üzerine eski Devlet, Millî
Savunma ve Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, yazılı bir açıklama yaptı:
“Türkiye, Doğu Akdeniz’de kendi kıta sahanlığında Oruç Reis, KKTC’nin
TPAO’ya verdiği ruhsatla KKTC kıta sahanlığında Yavuz gemisiyle sismik araştır-
malar (sondajlar) yapmaktadır. Zaman zaman onarım ve bakım çalışmaları nedeniyle
ara verilen sismik araştırmalar sonucunda petrol veya doğal gaz kaynaklarının tespit
edilmesi hâlinde bunların çıkarılması ve işletilmesi gündeme gelecektir.
Türkiye, bu işleri gerek egemenlik hakkını kullanmasının bir sonucu olarak
kendi karasularında, gerek henüz taraf olmadığı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku
Sözleşmesi’ne göre karasularının 200 deniz mili ötesine kadar gidecek şekilde ilân
edebileceği münhasır ekonomik bölge veya aynı mesafe içindeki kıta sahanlığında
yapma hakkına sahiptir. Aynı durum, KKTC için de söz konusudur. Bu hakların
kullanılması, AB Liderler Zirvesi’nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
(GKRY)’nin istekleri doğrultusunda alacağı yaptırım kararıyla engellenemez. AB
Zirvesi’nin yaptırım kararı yumuşatılmış olsa da tek yanlı ve haksızdır.
Bu bağlamda öncelikle yapılması gereken iki önemli iş daha var: Birincisi,
yıllardan beri haksız bir uygulama ile Türkiye dışında başka bir ülke tarafından
tanınmayan KKTC’nin uluslararası plânda tanınmasının sağlanmasıdır. Yakın dostluk
ilişkileri içinde bulunduğumuz ülkeler, örneğin Azerbaycan Cumhuriyeti “bir millet,
üç devlet” diyerek bu konuda bir başlangıç yapamaz mı?
İkinci ve deniz hukuku bakımından önemli iş, 10 Aralık 1982’de Jamaika’da
imzaya açılan ve hâlen Birleşmiş Milletler Teşkilâtı üyesi devletlerin tamamına yakın
bir bölümünün imzaladığı veya sonradan katıldığı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku
Sözleşmesi’ne Türkiye’nin de katılmasıdır. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin
hâlâ bu Sözleşme’nin dışında kalmasının bir yararı yoktur. Bugün Türkiye’nin
dayandığı ve ileride de kullanacağı ‘karasuları’, ‘münhasır ekonomik bölge’ ve ‘kıta
sahanlığı’ kavramları, ilk kez bu Sözleşme ile uluslararası bir düzenleme konusu
olmuştur. Ege Denizinde Yunanistan’ın karasularını Sözleşme’de öngörülen azamî
genişlik olan 12 deniz miline çıkarması olasılığına karşı Türkiye’nin dayanabileceği
denge hükümleri de vardır.

Kaldı ki TBMM, 8 Haziran 1995 günü ‘Yunan Hükümetinin Lozan’da
kurulmuş dengeyi bozacak biçimde Ege’de karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı
almayacağını ümit etmekle birlikte, böyle bir olasılık durumunda, ülkemizin hayatî
menfaatlerini muhafaza ve müdafaa için Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, askerî
bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere, tüm yetkilerin verilmesine
ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar
vermiştir.’ Bu Karar, Yunanistan’ın Ege’deki karasularını 12 deniz miline çıkarmaya
kalkışmasının Türkiye tarafından savaş nedeni (casus belli) sayılacağının ilânıdır.”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500