Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert

KANAL TUTKUSU

Prof. Dr. Türk: “Uzunluğu 45 kilometre, genişliği 120 metre olacak İstanbul Kanalı, çoğrafî bakımdan Trakya’yı ikiye bölecek, demir ve karayollarındaki kesintiler nedeniyle tünel ve köprüler yapılmasını gerektirecek, her iki yanında yeni şehirleşmelere yol açacak, bu arada İstanbul’un Avrupa yakasını bir ada şehrine dönüştürecek pahalı bir projedir. Kanal İstanbul’un fikir babası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dahi ‘çılgın’ olarak nitelediği böyle bir projede bir tutku uğruna ısrar etmenin bir anlamı yoktur.”

KANAL TUTKUSU
KANAL TUTKUSU Admin

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun önceki gün katıldığı bir programda Marmara Denizindeki deniz salyası (müsilaj) sorunu bağlamında söylediği “Kanal İstanbul, deniz salyası sorununun önlenmesine katkıda bulunacak. … Daha temiz olan Karadeniz suyunun Marmara’ya akıntısı olacak” sözleri üzerine, eski Devlet, Millî Savunma ve Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, yazılı bir değerlendirme yaptı: 
   “Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Karaismailoğlu’nun sözleri hayret vericidir. Karadeniz suyunun İstanbul Kanalı ile  tek yönlü olarak Marmara’ya akacağı, böylece Kanal’ın  Marmara’daki deniz salyası sorununu  önlemekte katkısı olacağı düşüncesi, olaya tek yanlı bir bakış açısını yansıtmaktadır. Çünkü Kanal’a yeni bir işlev yükleyen bu iddianın tersi de gerçekleşebilir; aynı Kanal’la ters yönde gidecek akıntılar, şimdilik ‘daha temiz’ olan Karadeniz’in de kirlenmesine, müsilaj alanının genişlemesine ve sorunun büyümesine yol açabilir. Marmara müsilajı, başlı başına İstanbul Kanalı Projesinden vazgeçmek için yeterli bir nedendir. 
Aslında bu Proje’nin Marmara ve Karadeniz arasındaki ekolojik dengeleri bozacak etkileri, Trakya bölgesindeki demir ve karayolları ulaşımını kesintiye uğratarak yaratacağı sorunlar, Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi açısından doğacak uluslararası hukuk sorunları, şimdiye  kadar birçok uzman tarafından dile getirildiği, yapılan kamuoyu araştırmaları halkın büyük çoğunluğunun Kanal’a karşı olduğunu ortaya koyduğu hâlde; hâlâ yapılmasında inatla sürdürülen bir kararlılık gösterilmesi, 2017’deki Anayasa değişikliğiyle bir tek adam yönetimine dönüştürülen siyasî rejim  içinde  bir kanal tutkusu hâline getirilmesindendir. 
Kanallar, deniz ulaşımında binlerce deniz millik mesafeleri kısaltan yapay su yollarıdır. Dünyanın en eski iki kanalından biri olarak yapımı 1869’da tamamlanan 160 kilometre uzunluğundaki Süveyş Kanalı, Mısır topraklarında Asya ve Afrika’yı birbirinden ayırıp Akdeniz ve Kızıldeniz’i birbirine bağlayarak, Akdeniz sahillerindeki ülkelerden Hint Okyanusu sahillerindeki ülkelere gitmek için Akdeniz’den çıkarak binlerce deniz millik bir yolla Afrika’yı dolaşmaya gerek bırakmamakta; bu yolculukların mesafe ve süresini kısaltmaktadır.
Aynı biçimde 1914’te ulaşıma açılan 82 kilometre uzunluğundaki Panama Kanalı, Orta Amerika ülkesi Panama Cumhuriyeti’nde Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birleştirerek onların sahillerindeki ülkeler arasındaki yolculuklar için binlerce deniz millik bir yolla Kuzey veya  Güney Amerika’yı  dolaşmaya gerek bırakmamakta; bu yolculukların mesafe ve süresini kısaltmaktadır.         
Uzunluğu 45 kilometre, genişliği 120 metre olacak İstanbul Kanalı ise, çoğrafî bakımdan Trakya’yı ikiye bölecek, demir ve karayollarındaki kesintiler nedeniyle tünel ve köprüler yapılmasını gerektirecek, her iki yanında yeni şehirleşmelere yol açacak, bu arada İstanbul’un Avrupa yakasını bir ada şehrine dönüştürecek pahalı bir projedir. Yapımı için başlıca gerekçe olarak öne sürülen İstanbul Boğazındaki deniz trafiğinin yoğunluğu ise, Rus doğalgazı için Karadeniz’in altından döşenen Türk Akımı ve Kuzey Akımı gibi deniz altı boru hatlarının devreye girmesiyle ortadan kalkacaktır. Kısacası, İstanbul Kanalı, Türkiye için gereksiz bir proje niteliğindedir. Kanal İstanbul’un fikir babası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dahi ‘çılgın’ olarak nitelediği böyle bir projede bir tutku uğruna ısrar etmenin bir anlamı yoktur.” 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500