Reklamı Geç
Advert
BAFRA'NIN KÖYLERİ'NİN (MAHALLELERİNİN) TARİHÇESİ   BENGÜ KÖYÜ
Gonca Vural

BAFRA'NIN KÖYLERİ'NİN (MAHALLELERİNİN) TARİHÇESİ BENGÜ KÖYÜ

Bengü (Bengi); kelime manası olarak, "sonsuz, ölümsüz, ebedi" anlamlarına gelmektedir. Bengü ismine ilk olarak Göktürk yazıtlarında rastlanmaktadır (8. y.y.). Göktürkler anıt karşılığı olarak "bengü taş (sonsuza kalacak taş)" ibaresini kullanmışlardır. Maniheizm dinine mensup eski Uygur Türklerinin metinlerinde ölümsüz tanrı anlamında "mengigü tengri" terimi kullanılmıştır. Uygurlardaki "mengigü" terimi, Göktürk yazıtlarında geçen "bengü" terimi ile aynıdır.
Bengü terimine, içildiği zaman insana ölümsüzlük kazandıracağına inanılan "bengi su (bengü su-abı hayat)" teriminde de rastlıyoruz. Bengü su ile ilgili efsaneler, bir çok ulusun hikayelerinde değişik bir biçimde yer alır. Yunan mitolojisinde tanrıça Thetis, Akhilleus’u ölümsüz kılmak için bengü su kabul edilen Styx ırmağında yıkamıştır. Ortaçağ Avrupasında da şövalyelerin bengü su çeşmesini arayışları konu edilir. Kur’an-ı Kerim de (Kehf suresi) Hz. Musa’nın Mecmaül Bahreyn denilen yerde pişirilmeye hazır bir balığın suya düşünce canlandığı, aynı sudan içmiş olan Hızır'ın da ölümsüzlüğe eriştiği konu edilir. Ali Şir Nevai'nin mesnevisinde, İslam dünyasında Zülkarneyn ünvanı ile anılan Makedonya kralı İskender’in bengü suyu bulmak için yaptığı yolculuktan bahsedilir. İskender’in bu yolculuğuna Hızır da katılarak ona yol gösterir. Kendisi önden giderek "bengü su"yu bulur ve bu sudan içerek ölümsüzlüğe kavuşur. Ancak İskender’e haber vermek üzere işaret koyacağı sırada çeşmenin kaybolduğunu görür. Bütün bunlar bir taraftan evrensel bir özlem olan ölümsüzlük isteğini dile getirirken diğer yandan da insan oğlu için bunun mümkün olmadığını ortaya koyar.

Netice olarak "Bengü" isminin köy ismi olarak kullanılması, köye ilk yerleşenlerin ”dünya durdukça dursun” şeklindeki dileklerini karşılar. Kesin olmamakla birlikte Bengü’ye ilk yerleşenler, isminden de anlaşılacağı gibi Orta Asya kökenli Türkmenlerdir.

BENGÜ KÖYÜNÜN TARİHÇESİ

Yapılan araştırmalara göre; Bengü Köy’ünün ilk ortaya çıkış tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Ancak Anadolu’daki tarihi gelişim dikkate alındığında, Bengü’nün ortaya çıkışı hakkında bir takım tahminlerde bulunulabilir.


Türklerin Anadolu’ya gelişleri ve yerleşmeleri yüzyıllar sürmüştür. Türklerin bu yerleşiminin çeşitli sebepleri vardır. Bu sebeplerden hareketle yola çıkacak olursak, Bengülüler'in ne zaman ve niçin buralara yerleştiğini daha iyi tespit edebiliriz. Bunun sebebi; Anadolu'ya hakim olma, yayılma ve Anadolu'nun İslamlaştırılması siyasetidir.
 

XI. yy. Selçuklu Sultanlarından Çağrı Bey, Anadolu'ya yapmış olduğu keşiflerde, Anadolu'nun Selçuklu ülkesindeki Türkmen nüfusun yerleştirilmesi için uygun olduğunu tespit etmiştir. Sultan Alparslan’ın Bizanslılarla yaptığı Malazgirt savaşının kazanılmasıyla, Anadolu'nun kapıları Türklere açıldı. Malazgirt savaşından sonra Anadolu'ya Türk göçü başladı. İşte bu göçler sırasında Kızılırmak havzasına yerleşen Türkmen boylarının, Kızılırmak havzasındaki Bengü Köyü'ne de yerleştikleri olasıdır. Bengülüler'in kökeni işte bu Türkmenlere dayanır. Türkmenlerin buralara yerleşmeleri yukarıda bahsettiğimiz “hakimiyet ve yayılma politikası”nın bir sonucudur. Ayrıca Bengü’nün bir medrese köyü olduğunu bildiğimize göre, Anadolu ve Rumeli'deki İslamlaştırma siyasetinin de Türkmenlerin buralara yerleşmesine vesile olduğunu söyleyebiliriz.

Yazılı kaynaklardan elde edinilebilen en eski bilgi; 1530’lu yıllara, Kanuni Sultan Süleyman dönemine aittir. Osmanlı İmparatorluğunun bu dönemde belgelediği ve günümüze ışık tutan arazi tahrir defterine göre, yaklaşık 485 yıl evvel, Bengü Köyü'nde 58 hane bulunmaktaydı. Kaynaklarda 27 şer hane ile İğdir ve Pelitbükü köylerinin isimleri de geçmektedir. Bu üç köy de "Görendir pazarı" olarak bilinen "Bafra Kazası"na bağlıydı. Ayrıca yazılı belgelerde Yiğitalan, Elalan, Fırındar, Akçay, Yeşilada köylerinin de adı geçmektedir.

Yapılan araştırmalara göre Bengü’nün ilk merkezi yerleşim yeri, bir diğer adı da "Sarnıç" olan "Yazı"dır. Daha sonra köyün merkezi, bugün baraj göleti haline gelen yere çekilmiştir.

SARNIÇ (YAZI)

Araştırmalardan elde edilen bilgilere göre; Bengü Köy’ünün ilk yerleşim merkezi, Sarnıç)'tır. Bengülüler burayı geniş ve düz bir alan olduğu için "Yazı" olarak adlandırırdı. Sarnıç; kelime manası olarak “su, su olan yer” anlamlarına gelir. Sarnıç’ta, uzun yıllar önce Rum kabilelerinin yaşadıkları rivayet edilmektedir. Hatta Milli Mücadele döneminde, buralarda yaşayan Rumlarla Bengülüler arasında çete savaşları olmuştur. Yapılan araştırmalarda Sarnıç ve çevresinde, kabartma sanatının kullanıldığı, değişik canlı ve eşyayı figüre eden eserler bulunmuştur. Bu eserlerin Bengü ve civarında yaşayan Rumlar tarafından oluşturulduğu tahmin edilmektedir. (Bu konuda Orhan BAYLAN abimizin farklı bir girdisi bulunmaktadır. Orhan BAYLAN abimizin rivayetine göre Rumlar, Sarnıç'ta değil, sadece Ekinbükü'nde yaşamışlardır. Yaylaları da şimdiki Türke (Medresegecidi) köyüdür. Sarnıç 500 yıldır Türkmen köyüne aittir ve orada bulunan

SOKU TAŞI

Köyün merkezinde bulunan ve köyün su ihtiyacını büyük ölçüde karşılayan, su kaynağının bulunduğu yere "Soku Taşı" adı verilmekteydi. Bu isim, sarnıçtan getirilerek, köyün merkezinde bulunan su kaynağının yanına konulan delikli taştan gelmektedir. Sarnıçtan getirilen (ortası delik, geniş) bu taşın özelliği, geleneksel düğün yemeğimiz olan keşkeğin yapımında kullanılan buğdayın dövülüp, yıkandığı taş olmasıdır.
SARIKAYA
                        
Merkez mahalle olan ve bugün baraj göleti haline gelen "Ova"nın güney batısında yer alan Sarıkaya, adını renginden alır. Sarıkaya bir dönem Bengü'nün tek geçim kaynağı olan kireç taşının çıkarıldığı, kireç kuyularının bulunduğu yerdir. Sarıkaya bu özelliğinin yanı sıra, çevresinde bulunan mağaralarla dikkat çeker. Bu mağaralarda yapılan araştırmalarda insan kemiklerine, ağaçtan yapılmış kaplara, çeşitli tartı aletlerine ve heykellere rastlanmıştır. Bu kalıntılardan, uzun yıllar önce bu merkezde yerleşik hayatın olduğu anlaşılmaktadır.
KIZILIRMAK
Kızılırmak, Sivas-Erzincan illeri arasındaki 2150 m. yüksekliğindeki Kızıldağ’dan çıkar. Nehir, Karadeniz'e döküldüğü yere kadar 1356 km. boyu ile ülkemizin en uzun nehridir. Köyümüzün ortasından geçen Kızılırmak, tarımsal faaliyetlerin rahat bir şekilde yapılmasında etkili olmuştur. Ayrıca Kızılırmak, yakın bir tarihe kadar tek ulaşım yolu idi. Özellikle Bengü’de uzun yıllar yapılan kireç faaliyetlerinde elde edilen kireçlerin şehre götürülmesinde önemli bir yere sahiptir. Kızılırmak bu özelliklerinin yanında, aldığı canlarla da hafızalarda acı hatıralar bırakmıştır.
EKİNBÜKÜ
Ekinbükü, Bengü civarındaki Rum kabilelerinin yerleştiği yerlerdendir. Burası yakın tarihte Bengülüler ile Rumlar arasında çete mücadelelerine sahne olmuştur. Hatta bu mücadele, Asar Kalesi'ne kadar yayılmıştır. Ekinbükü'ndeki Rum kabilelerinin merkezi, köylerimizde "Gavurun Dere" adı verilen yerdir. Ekinbükü'nün köyümüzce önemi, buğday ve tütün tarımının büyük bir çoğunluğunun yapıldığı yer olmasıdır.
ESKİ MEZARLAR
İstimlak alanı dışında kalan ve istimlaktan sonra yeni bir mahalle olan "Belce" de bulunan eski mezarlar, tarihi aydınlatma açısında önem arz etmektedir. Bu mezarlıklarda yapılan araştırmalarda, mezarların içinee ceset ile birlikte, ölen kişinin eşyalarının konduğu (testi vs.) saptanmıştır. Tarihi bilgilerimiz ve bu bulgular ışığında bu mezarların Kızılırmak havzasına yerleşen Hititler’e ait olduğunu söyleyebiliriz.
Ayrıca İşaret Tepesi, Horoz Tepesi, Mezarlık Kaşı, Köy İçi, Karakol Başı ve Öte Geçe gibi yerler de unutulmayan merkezlerdendir.

EKONOMİK VE TİCARİ HAYAT
Bengü’nün ekonomik ve ticari hayatına ilişkin ilk bilgiler 1900’lü yıllara aittir. Bu yıllarda Yusuf Ağa ile Torunoğlu Molla Hüseyin, Bengü’de kireç işini başlatmıştır. Bengü toprakları kireç yönünden oldukça zengindi. 1960’lı yıllara kadar halkın büyük bir çoğunluğu, geçimini kireç kuyularında çalışarak ve kuyulardan elde ettiği kireçleri satarak sağlamıştır. 

Ocaklardan çıkarılan kireçler, o zamanın ulaşım için tek yolu olan Kızılırmak vasıtası ile şehre getirilip satılmıştır. Kireç kuyularındaki çalışmaların yoğun olduğu dönemlerde Bengü’de tarım ve hayvancılık çok az miktarda yapılıyordu. Kireç taşı, son olarak 1969 yılında, merkez mahalle Ova’nın cami inşaatında kullanılmak üzere çıkarılmıştır. Kireç işçiliğinin son ermesi ile Bengü’de tarım ve hayvancılık hızla gelişmiştir. Özellikle tütün üretimi ve besi hayvancılığı çok ilerlemiş ve bu alanlarda Bengü Köyü bölgenin önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bunun yanı sıra Bengü’de bahçe tarımı da çok gelişmişti. Her aile yıllık sebze ve meyve ihtiyacını karşılamak için bahçe tarımı yapardı. Ayrıca köylüler, un ihtiyaçları için de buğday üretirlerdi.

Köyün istimlakından önce bölge ormanlarında başlatılan kesim çalışmaları, Bengülülerin son dönem geçim kaynağı olmuştur. Altınkaya Barajı'nın faaliyete geçmesiyle gölet haline gelen Bengü Köyü, bu defa da balıkçıların uğrak yeri haline gelmiş ve bu durum su ürünlerine olan ilgiyi arttırmıştır.

Kaynak: Mehmet Gültekin Gökmen

sevgi ve sağlıcakla kalın GONCA VURAL

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
BASIN AÇIKLAMASI
BASIN AÇIKLAMASI
Canik’in Projeleri Yeşile Duyarlı
Canik’in Projeleri Yeşile Duyarlı
Bursa Escort - Mersin Escort