Bu yazı 19 Şubat 2010, Cuma 19:41:28 tarihinde eklendi. 3162 kez okundu.
Bedestende Domuz Pazarlığı - Alptekin Ahıshalıoğlu
1981 yılının aralık ayının son günlerinde
İstanbul’da ticari ilişkim olan gayrimüslim bir arkadaşıma jest olsun diye yaban domuzu göndermek istedim ve domuz avı ile ilgilenen Bafra’nın dağ köylerinde oturan bir avcıya siparişi verdim.
Avcı birkaç gün sonra koskoca domuzu bir çuval içinde sürükleyerek dükkanın önüne getirdi. Bedesten’de o anda bir kaynaşma oldu, tüm komşu esnaf başımıza üşüştü ve soru yağmuru başladı; bu domuzu ne yapacaksın? Kaç paraya aldın? Niye aldın, kime göndereceksin? Bu arada hem konu komşuya cevap yetiştirip hem de domuzu paketlerken arastanın nekre başı çilingir Vural (Özçelik ) domuzu bana getiren köylünün koluna girip “penum gardaşum te baa , kaça sattun domuzu Alptekin’e” dediğinde avcı 25 lira diye cevap verir. Vural avcıyı çilingir dükkanına götürür. Biz hazırladığımız koskoca paketi İstanbul’daki arkadaşımıza gönderdik ama, arkadaşımızın da anasından emdiği süt burnundan gelmiş, niye mi… Arabasının bagajına zor sığdırdığı domuzu işlemesi için her zaman gittiği kasabı kendisini dükkana bile sokmamış, orası burası derken yaban domuzlarının işlendiği bir yer bulmuş, bana telefon açıp “ağbi çok sağol ama bana bir daha domuz gönderme” diye ricada bulundu.
Şimdi biz dönelim arastadaki domuz muhabbetinin devamına. Vural işi gereği her türlü silahın tamiratını yaptığı için avcıları ve av muhabbetlerini çok iyi biliyor. Dükkanına götürdüğü domuz avcısına önce bir ıhlamur ikram ediyor ve “demek domuzu 25 liraya sattın” diye lafa başlıyor; bende sipariş versem bana da domuz vurup getirir misin? Dediğinde bizim avcı keyifle tabi getiririm diyor.Vural telefonu alıyor bir sürü numara çeviriyor ve “alo Hüseyin, canım gardaşum nasılsın, İstanbul nasıl, senin keyfin nasıl “diye avcıya çaktırmadan kapattığı telefonda sohbete devam ediyor ve sadede geliyor “ Hüseyin yaban domuzu var ister misin ? peki kaç para verirsin , 125 lira mı , yapma çok az verdin , ver bir şey daha , tamam 140 ‘ a anlaştık , hayırlı olsun “ deyip telefonu kapatıp avcıya dönüyor iki tane sipariş aldık . Avcı “ peki benden kaç paraya alacaksın “sorusuna cevaben tabii ki “ Alptekin ‘e verdiğin fiyata yani 25 liraya “ dediğinde avcı itiraz ediyor “ sen benden alıp 140 ‘a satacaksın bari bana 100 lira ver “ deyince pazarlık kızışıyor , bu ara da Hacıkabaş’ların saatçi Nevzat ‘ta arayı bulmaya çalışıyor ve 85 liraya pazarlık bitiyor.
Bir kaç gün sonra arastanın başında park eden bir cipten inen avcı keyifle Vural’ın dükkanına geliyor “ selamün aleyküm , ağabey emanetleri getirdim valla ikisi de kömüş balağı kadar , cipin arkasında çuvalların içinde “ diyor . Vural ; “ malı satacağımız adama telefon edelim bir daha indir bindir olmasın deyip telefona sarılıyor , gene açıp kapattığı telefona konuşmaya başlıyor “ Hüseyin gardaşum , domuzlar geldi , bu akşam otobüsüne vereceğim sen yarın alırsın , ne dedin , bir daha söyle , yok canım , avcı bunları bütünce getirmiş , derisini filan yüzmemiş , o şekilde almam diyorsun ha “ deyip telefonu kapatmış , avcıya dönüp sen bunları geri götür ırmağa at , haftaya getirdiğin domuzları ayni kasapların yaptığı gibi derisini yüz içini temizle kolilere yerleştir bana öyle getir “ der bu arada dükkandaki komşular gülmemek için ya avurtlarını ısırırlar ya da dükkandan dışarı kaçarlar . Fena halde bozum olan avcı ağlamaklı bir halde “ haftaya dediğin gibi yapıp getireceğim “ der ve çıkar gider .
Bu arada Bafra’da domuz lafı edildiğinde mutlaka birisi “hey gidi vaktinde Rıza bey isimli bir emekli subay hemşerimiz mütegallibeye (gayri müslim ) satmak için çoraktaki çiftliğinde bir domuz çiftliği yapmıştı ama mübadelede Hıristiyan nüfus Bafra’dan gönderilince domuzları pazarlayamadığı için hayli zarar edip domuz çiftliğini kapatmıştı “ derdi . Rıza beyin adının önüne bu girişiminden sonra bir isim daha eklenmişti “domuzcu Rıza bey “ diye anılır olmuştu . Soy adı kanunu çıktıktan sonra ailenin bazı fertleri Örsman , bazıları ise Bafra soy adını almıştır ve şu anda bu ailenin mensuplarının bir kısmı Samsun’da , büyük bir bölümü ise İstanbul’da yaşamaktadır deyip bu hatırlatmayı yaptıktan sonra hikayemize devam edelim .
Ertesi hafta arastanın başında gene bir cip durur pak eder , içinden avcı inip Vural’ın dükkanına yönelir ama bu sefer domuzları vurduğu tüfek de omzunda asılıdır , kapıyı açtığında Vural ‘ı göremez “ usta nerede “ diye sorduğu çocuklar “ Of ‘ta dayısı öldü apar topar cenazeye gitti “ deyip avcıyı başlarından savarlar , aslında cenaze filan yoktur ama Vural tedbirini alıp o gün dükkana uğramamıştır .
Bedesten’in 3’ncü sokağı bu tür muziplikler ve şakaların , tatlı ağız dalaşlarının yapıldığı yerdi . Bedesten’in duayenlerinden en son Bekir Tokalak ağabeyimizi de ahirete yolcu ettik , eskilerden bir elin parmakları kadar dostumuz kaldı bu neşe sokağında . Bu vesile ile ebediyete intikal eden tüm eski komşularıma Tanrı ‘dan rahmet , ve tüm hemşehrilerime hayırlı bayramlar , sağlıklı ömürler diliyorum .
Sağlıcakla kalın .
| Diğer Alptekin Ahıshalıoğlu Yazıları |
|