Diplomalı anne babalar
GENÇ İŞADAMLARI ANITKABİR’DE
ZİHNİ ŞAHİN “BAFRA DEĞİŞİM VE GELİŞİM YAŞIYOR”
93. Yılı Coşkuyla Kutladırlar
Bu yazı 23 Mayıs 2010, Pazar 15:36:55 tarihinde eklendi. 4729 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Şakayı tadında bırakmak lâzım… - Alptekin Ahıshalıoğlu

1960’lı yılların sonlarıydı. Bir gün, babam bana bir görev verdi: Samsun’a gidip tarif ettiği yerden birşeyler alacak ve hemen Bafra’ya dönecektim. Hemen harekete geçip, şimdi belediye binasının olduğu yerdeki minibüs garajına yöneldim.
Şakayı tadında bırakmak lâzım…

 

1960’lı yılların sonlarıydı. Bir gün, babam bana bir görev verdi: Samsun’a gidip tarif ettiği yerden birşeyler alacak ve hemen Bafra’ya dönecektim. Hemen harekete geçip, şimdi belediye binasının olduğu yerdeki minibüs garajına yöneldim.

Tam sıradaki minibüse bineceğim sırada en yakın arkadaşlarımdan biri, “Nereye böyle, acelen ne?” diyerek yolumu kesti. Acelemin sebebini anlattım ve Samsun’un yolunu tuttum. Babamın ısmarladığı işleri halledip Bafra’ya döndüğümde, aynı arkadaşımın beni bekliyor olduğunu gördüm. “Hayırdır?” soruma, benimle dükkânımıza doğru yürürken çevirdiği dolabı anlatmak suretiyle ve “Aman ha! Sakın açık verme!” tembihleriyle süsleyerek cevap verdi. Planladığı senaryo şuydu:

Senaryo gereği şaka yapacağımız arkadaşım, bir süredir bir kızla ilgileniyor ve bazen beni de beraberine alarak kızın oturduğu mahalleye sürüklüyordu. Aslında arkadaşımız kendi kendine gelin güvey oluyordu ve kızcağızın olan bitenden en küçük bir haberi bile yoktu. Biz ise kızın evinin etrafında dur durak bilmeden tur atıyorduk.

O yıllarda platonik aşklar böyle idi. Genellikle kızların haberi olmaz, delikanlılar ise sanki kızın haberi varmış gibi davranarak etraflarına hava atarlardı. Turlamalardan birinde tesadüfen kızcağız perdeyi aralayıp dışarı baksa, bu manzaraya şahit olan ve her mahallede en az bir tane bulunması kuvvetle muhtemel bir “cihan kaynanası” komşu teyze, “Vuuu başıma gelen! Gözümle gördüm valla! Gız, oğlana işmar edî…Eve bile alî” diye dedikoduyu çıkardı mı, ayıklayın pirincin taşını!

Evet, ne diyorduk?.. Ara sıra kızcağızın evinin etrafında tur attığımız arkadaşıma, beni minibüs garajında bekleyen diğer arkadaşım, “Oğlum, sen boşuna bu kızın peşinden gidiyorsun! Bu kızla Alptekin flört ediyor! Ama kırılmayasın diye de sana açıklayamıyor!” dememiş mi?!

Bizim âşık arkadaş ise bu haberle şok oluyor elbette ki… Ağzından şüphe dolu bir edayla, “Hadi lan ordan! Benim arkadaşım bana böyle bir şey yapmaz!” sözleri dökülüyor. Bizim muzip arkadaş bu yaklaşıma karşılık, “Yemin ederim ki doğru söylüyorum… Hatta mektuplaşıyorlar!” diye son darbeyi vuruyor. Bizim hasta âşık ise, “Mektubu görmeden inanmam” diye restini çekiyor.

Tezgâhı hazırlayan arkadaşımla zarf-kağıdı kaptığımız gibi, soluğu doğruca Yıldız Kahvesi’nin bahçesinde aldık. Çünkü yalana konu olan mektubu üretmemiz gerekiyordu! Bir köşeye çekildik ve bir genç kızın yazısına benzetmeye çalışarak, inci gibi bir aşk mektubu döktürdük! Fakat mektubun ve zarfın biraz eskimesi gerekiyordu! Onun da çaresini, kâğıdı ve zarfı tozlu yerlere atıp, üstüne basarak kırıştırmak suretiyle bulduk. Şimdi elimizde çoook uzun zaman önce yazılmış bir aşk mektubu vardı!

Akşam bütün arkadaşlarla buluştuğumuzda, “yaralı âşık” arkadaşımız sertçe, “Az gel bakalım, seninle konuşacaklarım var!” deyip beni gruptan uzaklaştırdı. Bu arada, olaydan haberi bulunan ve hepsi senaryo gereği belli görevleri olan diğer arkadaşlar rollerini çok iyi oynuyorlardı. “Yaralı âşık”, “Ben böyle bir şey duydum doğru mu?!” diye sorunca, mahcup bir ifade ile “Evet” diye cevapladım. Bir küçük ümit kıvılcımıyla ‘hayır’ cevabı bekleyen arkadaşım tam anlamıyla yıkılmıştı! Son bir şans daha kullanmak istiyordu: “O zaman mektubu göster!” Cebimden düzmece mektubu çıkardım, uzattım. Okudukça rengi değişti ve çakmak çakmak bakan gözlerini gözlerime dikerek sertçe, “Sen bunu unutma lan!” deyip döndü, gitti. O gittikten sonra kalan arkadaş gurubumuzla gülmekten helâk olduk desem yeridir.

Ertesi gün yine hep beraber Şube Caddesi’nde gezinirken, karşı kaldırımda İsmail Tarım amcanın evinin önünden bize doğru yürüyen bir kız gurubunu gördük. O yıllarda peşinde çok pabuç eskittiğim, Bafra’daki akrabalarını ziyarete gelen kızcağız da bu gurubun içindeydi.

“Mektup oyunu”nu sahneye koyan arkadaşımızın hınzırlığı üzerinde olduğundan, yalancı mektupla kandırdığımız arkadaşımıza, “ Aha lan, karşıdan gelen filanca kız Alptekin’in peşinden koşturduğu kız” demesin mi?! Aldattığımız “yaralı âşık” arkadaşımız, o davudî sesi ile kızlara dönüp, “ La, u Yonga mudu Lonca mudu ne?.. Gafasına tükürdüğümün gızı, başka adam bulamadı da bu salağa mı bakî?!” diye nutka başlar başlamaz, selâmeti, o ortalığı karıştıran hınzır arkadaşımın koluna girip arkadaşlardan uzaklaşmakta buldum. “Kim bu terbiyesiz çocuk? Kime söylüyor bunları?” diyerek ilgim yokmuş gibi davranarak belâdan sıyrılacağımı sanırken, arkamızdan bir salvo daha koptu! Yaralı âşık bu kez de, “Saa dîm la, saa dîm, deddürük!” diye bağırmaya, bana sataşmaya başlamıştı.

Pek çoğu okul arkadaşımız olan kızlar gülmekten kaldırımlara oturdular. Az önce verdiğim ipucundan, yani “deddürük” kelimesinden, eski arkadaşlarım kimden bahsettiğimi hatırlayacaklardır.

Bu arkadaşım hiç evlenmedi. Yıllar önce peşinden koşturduğu ve fakat hiçbir şeyden haberi olmayan hanımefendi ise, ardında eşini ve iki çocuğunu bu dünyada bırakıp yıllar önce hayata veda etti.

Şakayı tadında bırakmayı beceremediğimiz için de, bu sevgili arkadaşımızın asabî davranışlarına hak vermemek, doğrusu elde değil. Bize köpürmekte sonuna kadar haklıydı!

Sağlıcakla kalın.

 

Alptekin Ahıshalıoğlu

Yazdır Paylaş
Diğer Alptekin Ahıshalıoğlu Yazıları
BAFRA'MIZIN EN BÜYÜK SORUNU NEDİR
SU
YOL
OTO PARK
İŞSİZLİK
KALDIRIM İŞGALİ
ÇEVRE DÜZENLEMESİ
GaziSOFT Php Profesyonel Haber Yazılımı