Bülent ARSLAN SVALBARD dan GELİYORUM

Hani derler ya” Çok okuyan değil, çok gezen bilir” diye işte size bir örnek.

Bülent ARSLAN SVALBARD dan GELİYORUM
Bülent ARSLAN SVALBARD dan GELİYORUM

Yeryüzünün kuzeyinde, çok yeri buzlarla örtülü, Kuzey kutbuyla çevresini içine alan bölge, (Arktik bölge olarak da bilinir) tamamına yakın kısmı karalarla çevrili büyük bir okyanus havzasıdır.

 

2004 Mayıs'ının ilk günlerinde, o dönemde temsilcisi olduğumuz Norveç Telenor firmasının  ilk 3'e giren distribütörü olarak Svalbard'da (www.svalbard.com) düzenlenen VIP toplantısına davet edildik. (Şimdi VIZADA Elit Partner olarak devam ediyoruz.)  Kıştan yeni çıktığımız ve baharın ilk günlerindeydik ve altı aylık gecenin sonunda 21 Nisan itibariyle yeni sabah olmuş Kuzey Kutbu’nda bir yerleşim merkezi olan ve 1200 kişinin yaşadığı Svalbard'a İstanbul, Oslo, Oslo'da bir gece kaldıktan sonra ertesi gün Tromsö'ye 3 Saat uçtuk (Köpeğin kıç tarafına doğru) ve oradan da 4,5 saatlik kuzeye doğru yapılan bir yolculuktan sonra Svalbard'a vardık. Orada Olağanüstü bir 3 gün geçirdik. Sizlerle bu unutulmaz seyahati paylaşmak istiyorum. 

 

 

Yeryüzünün kuzeyinde, çok yeri buzlarla örtülü, Kuzey kutbuyla çevresini içine alan bölge, daha öncede belirttiğim gibi Arktik olarak da bilinir. Tamamına yakın kısmı karalarla çevrili büyük bir okyanus havzasıdır.

 



66° 30’ kuzey eyleminin geçtiği kabul edilen kuzey kutup dairesi coğrafi bir sınır teşkil etmediğinden Asya, Amerika ve Avrupa kıtalarında ağaçlı arazinin bittiği yer bölgenin sınırı kabul edilmektedir. Grönland, Svalbard ve diğer kutup bölgesi adaları, Norveç, Alaska, Kanada ve Rusya Federasyonunun kuzey kesimleri İzlanda’nın büyük bölümü ve Bering Denizi ile Atlas Okyanusunun kuzeyi bölgenin içinde kalır.

 



Kuzey Kutbu bölgesinin büyük kısmı buzlarla kaplı ve soğuk olduğundan, insanoğlu bölgeye on altıncı yüzyıldan itibaren uzak doğuya giden yeni ticaret yollarını bulmak için keşif seferleri düzenlemeye başlamıştır. 1553’te bu gaye için yola çıkan İngiliz Sir Hug, soğuk hava şartları yüzünden bütün mürettebatıyla yolda ölmüş ve bu sefere başka bir gemiyle katılan Richard Chancellar ise, Arhangelsk’e ulaştıktan sonra karayolu ile Moskova üzerinden İngiltere’ye dönmüştür. Bu seferin ardından Moskova kampanyası kurulmuş ve Rusya ile İngiltere arasında ticaret gelişmeye başlamıştır.

 



Yirminci yüzyılın başlarında Sovyetler Birliği yönetimi, kuzey denizyolunu geliştirmek için, bölgedeki keşif çalışmalarını gözlem ve radyo istasyonlarının sayısını hızla arttırmış ve İlmi çalışmalarda buzkıranların yanında uçaklar da kullanılmaya başlanmıştır. Bölgede son olarak 1948’de Foxe havzasındaki üç ada keşfedilerek, bu adalardan birine Prens Charles ismi verilmiştir. Bugün Kuzey Kutup bölgesi tamamiyle keşfedilmiştir. Uçakla çekilen fotoğraflarla, daha doğru haritalar bile çizilmektedir.

 

Şimdi, bu kadar tarih bilgisinden sonra (Internet'e teşekkürler) herhalde Bafra'dan, belkide Türkiye'den ilk keşfeden ben Bülent ARSLAN oradaki muhteşem 3(Üç) günümü biraz mizah katarak anlatacağım. Bakıyorum 1700'lü yıllarda başlayan kuzey kutbunu keşfetme isteği çeşitli aralıklarla 1970'li yıllara kadar taşınmış. Bizimde buna bir Bafara'lı olarak katkımız oldu ise ne mutlu bana!

 

İlk günü yanda resimlerini de gördüğünüz bölge tabiatına ait bilimsel bir tabiat müzesini gezmekle geçirdik. Dondurulmuş boz ayılar, fok balıkları falan. Fakat 2. günün programı “Safari” idi. Yani sabah 8.00 de başlayan ve akşam 8.00'e kadar sürecek olan çevre keşfi.

 

Bu arada şehirde en çok hoşuma giden şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum, bilirsiniz bizim evlerimizde “ayakkabılık” tabir ettiğimiz bölümler vardır ve kapıdan girdiğimizde ayakkabılarımızı çıkartır ve eve terliğimizi giyerek gireriz ya, Svalbard'da Aynı durum sadece evlerde değil tüm kapalı mekanlar için geçerli, yani alışveriş merkezi, lokanta, otel vs. girişte ayakkabılarınızı çıkartmak ve hazırlanmış (camilerdeki ayakkabılıklar gibi) terlik raflarından ayağınıza bir terlik giymek zorundasınız.

 

Neyse, sabah yedide kalktık, eşim Nuran ARSLAN'da yanımda safari başlangıç merkezine geldik. Bize mutlaka sıkı giyinin tavsiyesinde bulundukları için iki kat yün ve polardan oluşan takımlarımızı giydik. Orada da bize üstümüze giymek üzere çok kuvvetli tulum ve kar maskelerini andıran başlıklarımızı verdiler, yani üç kat,.sonra başlıkları, eşim herşeyi mükemmel giydi, ama bana başlık bulamadılar. Benim kafa 10 numara. Standart dışı olduğum için bana iki kat kar maskesi giymemi tavsiye ettiler. Bende öyle yaptım. Daha sonra bize “Snowmobile” denilen kar motosikletini nasıl kullanmamız gerektiğini 45 dakikalık bir tanıtımla anlattılar. Beni, en çok etkileyen 10 kişilik gruplar halinde gideceğimiz ve mutlaka önümüzdekinin izini takip etmemiz gerektiği şeklindeki açıklamaydı. Önde bir rehber ve onun kar motosikletine bağlı bir römorkör, içinde en az  bir hafta yetecek kadar yiyecek ve ihtiyaç malzemesi, ayrıca arkadaki rehberde de aynı şeyler mevcut. Bütün bunların dışında rehberlerin belinde kocaman bir silah ve kılınç gibi bir kasatura. Şimdi siz düşünebiliyor musunuz ne denli tehlikeli bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Çünkü boz ayıların çok vahşi oldukları ve onlardan uzak durmak zorunda olduğumuz söylenmişti.  İşte macera bu olsa gerek dedirtecek cinsten ! Neyse yola çıktık. Ben kar motosikletini kullanıyorum ve arkamda eşim Nuran ARSLAN, belime sarılmış vaziyette yola çıktık. Benim gibi hırslı bir deli ile yola çıkmış, düşünebiliyor musunuz?

 

Şimdi gençlere sesleniyorum, mutlaka çok hırslı olmanız lazım ve tüm engelleri aşmak  ve hedefinize ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmalısınız. Ancak, çok önemli detaylar olabilir, onları sakın gözardı etmeyin. Ben ne yaptım biliyor musunuz, biraz sonra.....

 

Bu bölgede Ekim sonu - Şubat ortası arası gece yaşanırken, Nisan ortası - Ağustos ortası arası gündüz yaşanır. Adada hâkim olan iklim tundra türüdür. 

 

Evet, tam 12 saat süren yolculuğumuz esnasında yaklaşık 170 Km yol yaptık.Öğlen saatlerinde PYRAMIDEN diye bir kasabaya geldik. Bu kasaba daha kuzeyde ve bir zamanlar yaklaşık 2500 kişilik bir toplumun yaşadığı ve 1900'lü yıllarda buraya değişmek üzere gelen 144 kişinin geçirdiği uçak kazası sonucu ölen ve tüm yerleşik Rusların daha sonra her şeyi olduğu gibi bırakıp kaçanların hikayesini içermektedir. Resimler herşeyi anlatmaktadır. Düşünebiliyor musunuz, spor salonunda ayakkabılara kadar her şeylerini, sinema salonunda oynatılan film şeridini dahi bırakarak ilk uçakla kaçarcasına giden insanlar....Biraz düşündürücü?... Burası küçük bir toplumun yaşadığı bir yaşam alanı ve işlerinin sadece kömür çıkartmak olduğunu sonra öğrendim.

 

Kömür konusu çok önemli, milyonlarca yıl önce Avrupa'nın merkezi çeşitli tektonik hareketler ile taa kuzeye kaymış ve bu günki o adaları oluşturmuş. İnanamadım, dağlara

baktığımda tepeye yakın seviyede 80 cm²’lik bir kömür bandı görüyorsunuz ve insanlar bu kömürü çıkartıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, 12,000 kalori, dünyanın en yüksek kalorili kömürü. Tamamen sanayide kullanılan bir kömür.

 

Kuzey kutup bölgesinde hayvan türleri zengin olmamakla birlikte geniş hayvan sürüleri vardır. Bu sürülerden çok yaygını ve en çok bilineni yaban geyikleri ve onların ehlileştirilmiş türü olan Ren geyiğidir. Diğer kutup hayvanları; kutub ayısı, kutup faresi, yaban mandası, yaban keçisi, kutup tilkisi, gelincik, kartavuğu, karbay kuşu, kenevir kuşu, kuyruk kakan, karagözlü yunko, ördek ve kazdır.

Yolculuk esnasında çeşitli molalarda sigara içenler oluyordu ve onlara kesinlikle izmaritlerini yere atılmaması sağlık veriliyor ve tabiatın kirlenmemesi için ellerinden gelen titizliği gösteriyorlardı. Dağın başı dediğimiz bu yerlerde bile olağanüstü bir çaba ile kirliliğin önüne geçiliyordu. Bizde ise baktığımda bırakın dağın başını çevremizde sigara izmaritini geçin her zaman acımasızca atılan kola, bira şişeleri, kutuları değil sokaklarda o güneydeki canım koylarda yüzmekte veya batık olarak deniz diplerini süslemektedirler!!!

 

Çevremizi büyük hayranlıkla izleyerek yol alırken zaman zaman uzaklarda buzu parçalayarak çıkmış fok balıklarının kaçışlarını görüyor, zaman zaman da boz ayı ulumasını duyduğumuz molalarda rehberimiz tarafından hemen oradan uzaklaşmamız gerektiği uyarısını dinleyerek süratle yolumuza devam ediyorduk. Ben hep önde olmak sevdasında olduğumdan tek sıra dizininden çıkarak öne hamle yaptığımda rehberimizin uyarısıyla hemen sıraya giriyor ve yolumuza devam ediyoruz. Bir ara bu yoldan çıkmalar mola esnasında konu olduğunda, yoldan çıkmamın tehlikeli olabileceği söyleniyor. Sebebi: ise gündüzle birlikte güneşin etkisiyle erimeye yüz tutan denizlerde inceleşmiş buz tabakalar üzerinden geçilirse denize düşmenin bir an meselesi olduğu açıklanıyor.    Çünkü dere tepe dümdüz, denizden, karadan, vadiden, kanyondan geçiyorsunuz, öyle beklediğiniz asfalt yollar falan yok. Düşünebiliyor musunuz, üç kat elbise ile buz gibi bir suda kurtarılmaya çalışılmak, aman Allahım. Bir daha mı aman sakın hatırlatmayın...

 

Öğle yemeği için bizi bir körfezde deniz donduktan sonra mahsur kalmış bir tekneye götürüyorlar. Yanında buzdan yapılmış eskimo evleri. Teknenin o ay sonunda buzlar eriğinde oradan ayrılacağı söyleniyor. Enteresan bir durum. Bütün gece (6 ay) karanlıkta bir koyda buzun içinde mahsur kalmak. Hayat gene devam ediyor, sadece amaç değişiyor. Ayrıca yol boyunca yer yer 10m2 civarında olan kulübelere  rastlıyoruz. Bu kulübelerde 3 gün, 5 gün veya 1 hafta geçirmek için gelen insanlar veya aileler olduğu anlatılıyor. Maceralı bir hafta sonu geçirmeye gelen aileler, tüm doğa vahşiliğine göğüs gerecek tedbirleri almış olarak..

 

Dönüyoruz, dinleniyoruz ve yemek zamanı, gece sabah saat 01:00. Güneş hala tepemizde pırıl pırıl. Saat 02:00 suları güneş tekrar doğmaya başlıyor, bu sefer ters istikamete doğru yola çıkıyor. Bizde otele dönüyoruz ve siyah perdelerimizi sıkı sıkı kapatarak uykuya dalıyoruz. Ertesi gün dönüş yolculuğu var.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500