UMMAN A YOLCULUK, ÇÖLDE SAFARİ

HİÇ EN ZEHİRLİ AKREPLERLE TANIŞTINIZ MI?

UMMAN A YOLCULUK, ÇÖLDE SAFARİ
UMMAN A YOLCULUK, ÇÖLDE SAFARİ

Bülent ARSLAN

bulent.arslan@arskom.com.tr

Umman Sultanlığı, güneybatı Asya'da, Arap Yarımadası'nın güneydoğu kıyısında yer alan, Kuzeybatıda Birleşik Arap Emirlikleri, batıda Suudi Arabistan, güneybatıda ise Yemen ile sınır komşusudur. Bu defa UMMAN'a yaptığım seyahati sizlerle paylaşacağım.

01.jpg

Sevgili Coğrafya hocamız Sn. Ahmet ACUN derdi ki; çocuklar sizden sadece bir şey istiyorum, “Lütfen hayata atıldığınızda bana küfür ettirmeyecek kadar Coğrafyayı öğrenin yeter, KARS nerede diye konusu geçtiğinde Adana yakınlarında demeyin, sakın.” Sevgili hocamın hiç unutmadığım bu sözlerini hep hatırlarım. Çünkü biz fen talebeleri tarih, coğrafya gibi derslere fazla vakit ayıramadığımızdan kopya çekmeyi yeğler ve tabi anlamadan sınıf geçerdik. Ama bugün sanki sevgili hocamın ahını almış gibi tüm ülkeleri gezerek çatır çatır öğreniyorum, hem de hocamın ahı tutmuş olmalı ki yazabilecek kadar dikkatle geziyorum....Dikkatle izleyin, bakın UMMAN neresi?

02.jpg

DÜN....

Bugünkü Umman topraklarında insan yerleşiminin izleri en az 10 bin yıl önceye dayanır. Umman'ın bugünkü kabile sisteminin kökleri Arabistan Yarımadasının güneybatısından MS 2. yüzyılda başlayan göç hareketine kadar uzanır. Kabile çekişmeleri ve İran'dan gelen saldırılar, bölgenin İslam dinini benimsediği 7. yüzyıla değin sürmüştür. Yarımadanın coğrafî kopukluğunun yarattığı elverişli ortamda kolayca yayılma olanağı bulan Hariciliğe bağlı İbadiye mezhebi, aynı zamanda bölgede siyasi birliğin sağlanmasına zemin hazırlamış ve Culende bin Mesud'un 751'de imam seçilmesiyle kabileleri bir araya getiren dinsel bir rejim ortaya çıkmıştır. Büyük kabileler ve dinsel önderler arasındaki anlaşmayla belirlenen imamların yönetimi, Benu Nabhan'ın başa geçtiği 1154'ten sonra yerini istikrarsız hanedanlara bırakmış olsa da deniz ticaretine bağımlılık nedeniyle güçlerini kıyı şeridine kaydıran hanedanlar, imamlık kurumunun 1428'de yeniden ortaya çıkmasıyla iç kesim üzerindeki denetimi büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Öte yandan, 1507'de Maskat'a saldıran Portekizliler, kısa sürede bütün kıyı şeridini ele geçirmişlerse de 1624'te imam seçilen ve kabile çatışmalarına son veren Nasr bin Mürşid, Portekizlileri bölgeden çıkardığı gibi İran ve Doğu Afrika'daki Portekiz kolonilerini de Umman'a bağlamayı başarmıştır.

03.jpg

Umman'da İbadiye imamına bağlı kabilelerin saldırılarına karşı koyamayan Teymur bin Faysal (1913-32), İngilizlerin arabuluculuğuyla iç kesimde özerk bir imamlık yönetimi kurulmasını kabul etmiş ve Suudi Arabistan'dan destek gören İbadiye imamının bağımsızlık girişimini gene İngilizlerin yardımıyla boşa çıkaran ve 1959'da bütün ülkede denetimi sağlayan Said bin Teymur'un (1932-70) baskıcı politikaları, 1965'te Dofar bölgesinde sol eğilimli Umman Halk Kurtuluş Cephesi'nin bir gerilla mücadelesine yol açmıştır. Bir saray darbesiyle babasının yerine geçen Kabus bin Said, 1975'te bu ayaklanmayı bastırdıktan sonra yönetimini sağlamlaştırma yönünde adımlar atarak geniş çaplı bir modernleştirme programına girişmiştir.

BUGÜN...

Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler'e 1971'de katılan Umman, 1981'de de Körfez İşbirliği Konseyi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. ABD ile sıkı ilişkilerin yanı sıra ılımlı Arap devletleriyle yakınlaşmaya girerek Umman'ın dış dünyaya açılmasını sağlayan KABUS yönetimi, İran-Irak Savaşı boyunca tarafsızlık politikası izledi. Körfez Savaşı sırasında belirgin bir rol oynamamasına karşın, üslerini batılı güçlere açmayı kabul etti.1992'de Yemen'le imzaladığı anlaşmayla bu ülkeyle yaşadığı 25 yıllık sınır sorununa son verdi.Umman Arap yarımadasının Osmanlı hakimiyetine geçmesiyle birlikte Osmanlı İmparotorluğu’na bağlı bir Vilayet halini almış, Birinci Dünya Savaşında İngiltere’nin Petrol Siyaseti yüzünden Osmanlı’dan ayrılmıştır.

Bu kadar ansiklopedik bilgiden sonra şimdi serüvenlerimize devam edelim. Bu yazının ana fikrini oluşturan çok önemli bir mesaj var, buna mutlaka herkezin çok dikkat etmesi gerektiğine inanıyorum ve sırası geldiğinde açıklayacağim. 

Ortalama nüfusu 2.650.000 kişi olan Ummanda nüfusun çoğunluğu Ummanlı olup 600.000 lik kesim Pakistan,Hindistan,Bangladeş gibi Güneydoğu Asya ülkelerinden çalışmaya gelmiş göçmenlerden oluşmaktadır.Okur yazarlık oranının düşük olduğu ülkede Başlıca dinler; İslam ve Hinduizm olup dili Arapçadır. 

Bütün bunlara rağmen en önemlisi nedir biliyor musunuz? Bu gün UMMAN topraklarında çalışan ve iş yapan beş firmadan dördünün TÜRK firması olduğunu biliyor musunuz? Hayır eminim bilmiyorsunuzdur. Hakikaten gurur duydum. Turlarken gördüğüm ve gurur duyduğum ülkemin insanları oralarda yol, su, elektrik inşaatlarının öncüsü. 

Bir haber okuyorum. Milli Ekonomi Bakanı,Finans İşleri Başkan Yardımcısı ve Enerji Kaynakları Başkanı  Ahmed bin Abdul Nabi Makki, Hindistan'a yapacağı ziyarette Umman'a yapılacak  5.1 Milyar USD'lık yatırımın anlaşmasını imzalayacakları açıkladı.  Yatırıma bakınız, tüm arap ülkeleri petrolün parasını nasıl yiyeceklerini şaşırmış durumdalar. Neyse, Çöl safarisi, üç gün sürecek olan bu seyahat resimde görülen Jiplerle (10 Adet) toplamda 50 kişilik bir grup halinde yapılacak. Sabah 9'da otelden ayrılıyoruz. Patika yollardan dağları aşarak yörenin en yüksek tepesine tırmanıyoruz. Bu sıra dağları aşarak çöle varmamız gerekiyor ve en tepede III. IV. Yuzyıllardan kalma yaşam belitileri ile karşılaşıyoruz.

Kum fırtınalarından korunmak veya savaşta gizlenmek amaçlı yapılmış çok ilginç taş kulelelerle karşılaşıyoruz. Yerleşim ve yaşam özellikleri itibariyle sistem harikası yapılar.

Burda bir mola verip, bir saat kadar dinlendikten, çay ve meşrubatlarımızı içtikten sonra tekrar yola koyuluyoruz. Tekrar Birkaç saatlik yolculuktan sonra geceyi geçireceğimiz bir dağ köyüne geliyoruz.. Burada rehberimiz akşam yemeği için önceden hazırlanan, bildiğimiz sazdan yapılmış hasırlara sarılmış ve toprak altında tamamen havasız ateş dumanı içerisinde pişirilmiş etle akşam yemeğimizi yedik. Gecenin geri kalan kısmında yerel  folklor ekipleri bize çeşitli gösteriler sundular. Daha sonra uyumak üzere yataklarımıza çekildik. Düşünebiliyor musunuz, televizyon yok, radyo yok, sadece haberleşme aracı olarak  uydu telefonumuz var, yani medeniyeti arkamızda bıraktık. Temin edilen kumanyalarımızla karnımızı doyurduktan sonra hazırlanmış otağ altında grup grup oturarak kah müzik dinleyerek, kah sohbet ederek vakit geçirirken bir köylü grubu bizim bildiğimiz çalgılarla tam arapların yadelli müzigi ile birlikte, nargile faslı başladı.Ud ve kanuna benzer bir enstrümanın yanında darbukada olunca ben durur muyum hemen darbukaya sarıldım.  Bu tür beceriler Avrupalılar tarafından çok taktir ediliyor, şimdi beni ne zaman görseler darbuka nasıl gidiyor, hala çalıyor musun diyerek çevrelerine anlatıyorlar.Burada, daha önce bahsettiğim önemli bir noktaya değineceğim. Grup halinde otururken ayakta duran bir arkadaşımız bir akrebin bize doğru yaklaştığını söyledi ve ayrıca sarı renkli olan bu akrebin çok zehirli bir çöl akrebi olduğu konusunda  da bizi uyardı Sabah kahvaltıdan sonra tekrar yola koyulduk ve çöle komşu olan bir kasabaya geldik. Çölde yola çıkmadan önce araç lastiklerinin havalarının indirilmesi gerektiği söylendi.ve uğradığımız bu lastik tamircisi araçların tüm lastiklerinin havasını neredeyse yarısını boşalttı. Ve inik lastiklerle çöl yolculuğu başladı. Akşama kadar araba kullandık, ancak zaman zaman mola da verdik, çay kahve içtik, yol boyunca çölde yaşayan göçebeleri gördük. Keçi sürülerinin yanında develerin göçebelerin geçim kaynağı olduğunu dinledik. Oldukça sıcak olan çöl ortamında yolculuk boyunca hep ihram ve benzeri giysileri ve yöresel takkeleri kullandık. Çöl ortasında geceleyeceğimiz yere geldiğimiz sırada güneş batmak üzereydi ve çok ilginçtir ki – zaman zaman söylendiğini duymuştum – güneş battığı anda çok sıcak olan bu ortam birdenbire buz gibi oldu ve hemen kalın giysilerimizi çıkartmak zorunda kaldık.   7-8 Cm uzunluğunda olan bu akrep tam grubun ortasından geçerken kimse oralı bile olmadı , sadece bakarak yol verdiler. Benim bu davranışları çok tuhafıma gitti, neden öldürmüyorsunuz derken ben çevreden bulduğum sert bir cisimle ezerek akrebi öldürdüm. Herkes bana şaşkınlıkla baktı ve neden öldürdün yolunda giden bir akrebi diye anlamlı anlamlı yüzüme baktılar. Bu davranışları beni çok etkiledi ve bütün gece düşünmeme sebep oldu. Şöyle geriye doğru bir baktığımda bazı anılarım canlandı gözümde. Şöyle ki, Bir çoğunuz bilir, çocukluğumuzda bize sapanla kuş vurmak veya kar yağdığında kapanla nasıl kuş avlanacağı öğretildi. Biz çocukluğumuzda bir geyik, bir sincap görmedik, ceylan görmedik.  Gördüğümüz yerler ancak kitaplar oluyordu. Ancak ben yurt dışında lisansüstü eğitimim esnasında LONDRA'nın merkezindeki HYDE PARK'ta çok korkak diye bildiğimiz serçe kuşları insanların elinden beslendiğini veya gene çok ürkek olan sincapların ağaçlardan inerek insanlar arasında dolaştığını ve insanların elinden yiyecek aldıklarını görünce oldukça şaşırmıştım. Yukarıda ki olay ise beni daha fazla etkiledi ve sadece zararsız hayvanların yanında insanlık için zararlı olduğunu düşündüğümüz hayvanların bile yaşama hakkı olduğunu, insanlara zararlı olsa bile doğada mutlaka faydalı olduğu bir görevi bulunduğunu unutmamamız gerektiğini öğrendim. Bunu da sizlerle bu vesile ile paylaşmak istedim.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500