MIAMI de Mustafa KEMAL

Umarım yazının başlığı dikkatinizi çekmiştir. Miami ve Mustafa KEMAL!... Evet çok ilginçtirki havalanına indim dışarı çıktım ve otelime gitmek üzere taksiye bindim.

MIAMI de Mustafa KEMAL
MIAMI de Mustafa KEMAL

Bülent ARSLAN

bulent.arslan@arskom.com.tr

Umarım yazının başlığı dikkatinizi çekmiştir. Miami ve Mustafa KEMAL!... Evet çok ilginçtirki havalanına indim dışarı çıktım ve otelime gitmek üzere taksiye bindim. Amerika'da bu seyahatin ilk dakikaları. Taksi şoförü, 60 yaşlarında bir zenci,  nereli olduğumuzu sordu. Ben önce tahmin et bakalım diye bir soru yönelttim ancak tabiki bilemedi. Ben TÜRK olduğumu ve TÜRKİYE'den geldiğimizi söyleyince, hemen Mustafa KEMAL dedi. Ve devam etti Mustafa KEMAL'in memleketi dedi. Ben hiç beklemediğim bu cevap karşısında çok şaşırdım ve sen nereden ve nasıl biliyorsun Mustafa KEMAL'i diye sorduğumda Türkiye hakkında çok şeyler bildiğini ve bunları ortadoğu tarihi okuduğunda öğrendiğini ve Mustafa KEMAL'in TÜRKİYE için çok önemli bir şahıs olduğunu bana uzun uzun anlattı. Tabi ,daha ilk günde memleketimden kilometrelerce uzakta böyle güzel bir olay yaşamak mutlulukların en güzeli ve en anlamlı olanı diye düşünüyorum.

 

Bu olay beni taa yıllarca öncesine götürdü. Onu da anlatmadan geçemeyeceğim. Sene 1977, İngiltere'de lisanüstü eğitimim sırasında yaz döneminde üç buçuk ay süre ile Amerika'nın en önemli yaz kamplardan biri olan MAH-KEE-NAC kampında Futbol Hocası “Soccer Counselor” olarak bulundum. O dönemde Amerika genelinde 645 adet olan kampların ilk beşine giren MAH-KEE-NAC kampında futbol hocası olarak bulundum ve oluşturduğum Kamp Milli Takımı yöresel Olimpiyatlarda birinci olarak büyük ödüller aldı.

Bölüm başkanları konusunda uzman Jimnastik akademilerinden öğretim görevlileri ve

eğitmenler ise, yani bizler; konusunda fiilen spor yapmış dünya üniversitelerinde lisans ve

lisans üstü öğrenim gören öğrenciler arasından en az iki imtihan sonucunda ve temin

edilen referanslarla seçilmiş kişilerden oluşuyordu. Aileler 6-16 yaş grubu çocuklarını

emanet ettikleri tüm yaz sezonu boyunca aktif spor ve hobi alışkanlıklarının bilinçli

yapıldığı bu kamplarda sezon sonuna doğru “OLIMPIYAT” ismi altında yarışmalar

düzenlenir ve çocukların etkin bir şekilde olimpiyatlara hazırlanması ve motive edilmesi

beni en çok etkileyen ve görülmeye değer olaylardı. Bana göre bu gün Amerika’nın sportif

başarısının sırrı burada yatıyor olmalı.

 

Anım o günlere dayanır. Dünya'nın çeşitli ülkelerinden gelen eğitmenlerin arasında o sene

bende vardım ve hayatımın en faydalı ve güzel günlerini orada yaşadım. Ailleler

çocuklarını sezonda ancak bir veya iki gez görebiliyorlardı. Ancak onlarla ilgili

haberleri diyaloglar halinde FM'den yayın yapan kamp radyosundan kah program olarak

kah röportaj olarak veya haber olarak alabiliyorlardı. Ben tanışma merasiminde,

İngiltere'den geldiğimi, ancak İngiliz olmadığımı, TÜRK ve TÜRKİYE'den geldiğimi

söylediğimde; bu bilgileri anne-babalarına bildirmiş olamlılar ki beni görmeye gelenailelerle

karşılaşmıştım. Sebebi de benim arap olup olmadığım ve fes takıp takmadığımı merak

ettikleri için olduğunu söylemişlerdi.

 

Ama, bugün Mustafa KEMAL'in ülkesi olarak tanınıyoruz. Bunu alışkanlık haline getirip

sorduğumuz birkaç taksi şoförü de Hidayet Türkoğlu'ndan ve Mehmet Okur'dan bahsettiler.

Birazda Miami'yi anlatalım;

Miami, Amerika Birleşik Devletleri'nin Florida eyaletinin ikinci büyük kentidir. Atlas Okyanusu kıyısında bir kıyı kentidir. En gelişmiş sektör turizm sektörüdür.

Miami'nin nüfusu yaklaşık 5 Milyon civarında olup, 5000 Türk vatandaşımızın yaşadığı söylenmektedir. Burada halkın % 66'sı İspanyoca konuşur, bunun da sebebi burada yaşayan halkın büyük bir çoğunluğu çevre ada ülkelerinden geldiklerindendir. Anadilleri İngilizce olanlar işlerinin yürütülmesinde zorluklar yaşamaya başladıklarında, 2008 yılında yapılan istatistiklere göre İspanyolca konuşan çoğunluk arttığı görülmüştür. Hata yörenin en önemli TV kanalı Telemundo birçok (hispanik-Latin) diziler burada çeker ve yayınlar.

MIAMI VICE, CSI Miami bunlardan en önemlileridir ve ülkemizde de ingilizce versiyonları çeşitli kanallarımızda gösterilmektedir.

......................................

Vaktimizin olduğu iki gün eşimle birlikte şehir turlarına katıldık. Bizim anladığımız anlamda tarih olmadığı için sadece şehirde bölgesel yöreleri gezdik. Neler gördük? Coral Gable City, Coconut Grove, Little Havana bölgelerini şehir turu ile dolaştık.

İlk Coral Gable City denilen yer Miami şehir merkezine yakın Eski Akdeniz Mimarisini andıran yapıda inşaa edilmiş, dünyanın en önemli markalarını barındıran lüks mağazaların daha çok gelinlik mağazalarının, ayrıca çok lüks lokantaların bulunduğu nezih bir yer.

Banyan ağaçlarının çokluğu en göze çarpan özelliğidir. Banyan ağacı dalları aşağıya doğru büyüyen ve toprağa deydiği anda artık ağacın birbaşka kök salan kolu olarak geniş bir alanda büyümektedir.

Bir diğer kesim Coconut Grove, tüm sosyetenin yaşadığı, çevresi yüksek duvarlarla çevrili minimum 5 Milyon dolardan başlayan fiyatlarla deniz kenarında yerleşik villalar. Hemen yakınında her cuma akşamı Coco Walk ismi verilen alanda düzenlenen Reg Festivali. Bu arada bir sürü açık hava alışveriş mekanları.

Daha sonra “Miami Beach” Güney Miami Plajına gidiyoruz. Birkaç Km'lik sahil boyunca 1915-20 lerde inşa edilmiş eski binaları hala muhafaza ediyorlar. Beni en çok etkileyen de cadde boyunca eski model arabaların içerisine tanınmış artistlerin modellerini koymuşlar, insanlara durarak gösteriyorlar. Mesela; yol kenarına park etmiş 1944 model Buick Marka bir aracın içerisine Hamphrey Bogart'ı  oturtmuşlar elinde sigara sanki gerçek zannedersin. Bir başka araç, 1954 Chevrolet, içerisinde James BOND oturuyor. Turistik gezimizin anılarda kalan figürleri.

Little Havana; 1950-60 yılları arası Fidel Castro'nun Kominizm rejimini empoze etmeye başladığı yıllarda Cuba'dan kaçanların kurduğu Cuba Mahallesine “Little Havana” ismini vermişler. Orada yaşayan halk tamamen Cuba'daki yaşama tarzını oraya taşımış ve aynı standartlarda yaşamaya devam etmişler. Puroda da orada ikinci bir puro fabrikası kurmuşlar ve üretmeye devam ediyorlar.

Ertesi gün bir tekne gezisine katılıyoruz. Tabiat çok güzel, haritaya bakarsanız Miami'nin çevresi adalaradan oluşuyor ve Miami'yi tabi bir yat limanı haline dönüştürüyor. Denizde binlerce yat görmek mümkün. Adalardan bir tanesi tüm şöhretlerin denize bakan büyük malikanelerinin bulunduğu bölüm ki İsmini bildiğiniz Holywood yıldızları oralardan geçmişler. Orada bir ev sahibi olmak bir prestij meselesi halini almış. Yakın zamanda hayata gözlerini yuman Elizabeth TAYLOR, veya günün yıldızları Jenifer LOPEZ, Robert De NİRO bunlardan sadece bir kaçı. Mirelle MATHIEU'ün bile çok büyük bir malikhanesi vardı. Her birisi bir diğeri ile yarışırcasına değişik mimarilere sahip muhteşem binalardan oluşuyordu. Boşuna dememişler “Zenginin parası, Züğürtün çenesini yorarmış”. Rehberimiz yol boyunca çeşitli espriler de katarak bu şöhretlerin malikhanelerini fiyatları ile birlikte bizlere açıkladı.

 

Tekne turundan hemen sonra görmemiz konusunda ısrar eden otel görevlisini kırmayarak şehrin göbeğinde yerleşik, tropikal hayvan ve bitkilerin bulunduğu “JUNGLE ISLAND' isimli  hayvanat bahçesini gezmeye gidiyoruz. Kapıdan girer girmez bizi elleride iki büyük papağanla kızlar karşılıyorlar. Hemen birini benim omzuma, diğerini de eşimin omzuna koyuyorlar ve resim çektiriyoruz. Ancak onunla da bitmiyor hemen sonraki bölümde elinde canlı yılan tutan kızlar, bir tanesi elindeki yılanı boynuma doluyor ve bir tanede elime tutuşturuyorlar. Aynı şeyleri eşime de vermek istediklerinde eşim çığlık çığlığa uzaklaşmaya çalışırken sonunda “n'olur bir kere dene, korkulacak bir şey yok, tamamen zararsız” diyerek inandırmaya çalışırken eşim kesinlikle olmaz tavrı ile yaklaşsa da en azında resimde gördüğünüz gibi kuyruğundan tutmaya ikna ediyorlar. Ancak yüz ifadesi ne kadar zorlandığının tam anlamıyla resmidir.

JUNGLE Island'da beni en çok etkileyen, hayvanat bahçesinin çeşitli yerlerinde kurulmuş pavyonlarda önceden programlanmış saatlerde çocuklar için oldukça eğlenceli ve eğitici hatta çocukların hayvan sevgilerinin oluşmaya başladığı etkin tanıtımlar ve oyunlar düzenleniyor. Hem hayvanları tanıma adına ve hemde ne kadar akıllı olduklarını öğrenme adına çok güzel bir uğraş olduğunu düşünüyorum.

Çıkışta resimlerinizi almaya gittiğinizde ise maalesef bizde üç beş kuruşluk olan resimlerden tane başına 23 dolar istemezler mi? Alıp almamak arasında düşünürken en azından bir tanesini, yani yılanlı olanı sizler için alıyorum. Ayrıca giriş ücretlerinin de 35 dolar olduğunu, yani çok fahiş olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. 

Güzel bir hafta geçirdiğimize inanıyorum. Sağlıkla kalın,...

Bülent ARSLAN     

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500