PROF. DR. TÜRK "KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN TANINMASI"

Prof. Dr. Türk: “Türk Devletleri Teşkilâtı Zirve Toplantısında KKTC’nin gözlemci üye olarak kabul edilmesi, diplomatik bakımdan tanınması yolunda atılmış bir adım olarak değerlendirilebilir."

PROF. DR. TÜRK
PROF. DR. TÜRK Admin
Prof. Dr. Türk: “Türk Devletleri Teşkilâtı Zirve Toplantısında KKTC’nin gözlemci üye olarak kabul edilmesi, diplomatik bakımdan tanınması yolunda atılmış bir adım olarak değerlendirilebilir. KKTC’nin tanınması, 39 yıldan beri yapılagelen bir haksızlığa son verilmesi anlamını taşıyacaktır. Türk Devletleri Teşkilâtı üyesi devletlerin bunu yapması, Türk dünyasında bir dayanışma örneği olacaktır. Bir başlangıç yapılırsa arkası gelecektir.” Türk Devletleri Teşkilâtı’nın Özbekistan’ın tarihî şehri Semerkant’ta dün (11.11.2022) yapılan Zirve Toplantısı sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin Teşkilâta gözlemci üye olmasını kabul ettiklerini açıkladı. Bu konuda eski Devlet, Millî Savunma ve Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, yazılı bir değerlendirme yaptı: “Bu karar olumlu gelişmedir. Konu, KKTC’nin uluslararası toplum olarak diğer devletler tarafından tanınması bakımdan önemlidir. 1959-1960 yıllarında Zürih, Londra ve Lefkoşa’da Büyük Britanya, Türkiye ve Yunanistan ile Kıbrıs’taki iki toplumun temsilcileri tarafından imzalanan antlaşmalar uyarınca bağımsız bir devlet olarak kurulan; bu arada Garanti Antlaşması ile bağımsızlık ve toprak bütünlüğü ile anayasal düzeni Büyük Britanya, Türkiye ve Yunanistan tarafından güvence alınan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde 15 Temmuz 1974 günü Ulusal Muhafız Gücü, Atina’daki Albaylar Cuntasının desteğiyle bir hükümet darbesi yaptı; Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’u devirip yerine Yunanistan’la birleşmek (enosis) için terör eylemleri yapan EOKA militanı Nikos Sampson’u getirdi. Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilân edildi. Bu olaylar üzerine Türkiye’de Başbakan Bülent Ecevit’in başkanlığındaki CHP-MSP Koalisyon Hükümetince alınan ve TBMM tarafından onaylanan kararlarla Garanti Antlaşması çerçevesinde 20-22 Temmuz ve 14-16 Ağustos 1974 günleri Türk Silâhlı Kuvvetlerince iki aşamada gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı yapıldı. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin çağrısı üzerine durdurulan her iki harekât sonunda Ada’nın % 37’si kontrol altına alındı. Türkler, 21 Aralık 1963 kanlı Noel olayları nedeniyle başlayan iç göçlerle Ada’nın Kuzeyinde toplandı. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü fonksiyonel federasyonun kendilerini devre dışı bırakacak şekilde işletilmesi nedeniyle yasama ve yürütme organlarından çekilmek zorunda kalan Türkler, iki bölgeli coğrafî federasyona geçmek üzere önce 27 Aralık 1967’de Kıbrıs Geçici Türk Yönetimini kurdular, 13 Şubat 1975 günü Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşunu ilân ettiler. Bunda bir federal devlet yapısı içinde Rumlarla eşit, egemen iki devlet olarak yan yana birlikte yaşamak umudu vardı. Ancak olaylar, bunun gerçekleşmeyeceğini, Rumların böyle bir anlayışta olmadıklarını gösterince, BM Genel Sekreterleri veya görevlendirilen başka arabulucuların iyi niyetli aracılığıyla yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca Türkler, 15 Kasım 1983’de BM Antlaşması’nın 1. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen ‘self-determination’ (kendi mukadderatını, kendi yazgısını belirleme) hakkını kullanarak bağımsız KKTC’nin kuruluşunu ilân ettiler. Hareketin öncüsü Rauf Denktaş ilk Cumhurbaşkanı seçildi. Fakat gerek Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin, gerek KKTC’nin kuruluşu, BM Güvenlik Konseyi’nce ‘esefle’ karşılandı. Konsey, 18 Kasım 1983 tarih ve 541 (1983) sayılı kararında bağımsız KKTC’nin kurulmasını, ‘1960 Kuruluş ve Garanti Antlaşmalarıyla bağdaşmayan, hukuken geçersiz ve Kıbrıs’taki durumu kötüleştirecek bir girişim’ sayarak geri alınmasını istedi; bütün devletleri ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve bağlantısızlığına saygı göstermeğe’ ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nden başka bir Kıbrıs Devleti tanımamaya’ çağırdı.. Herhangi bir yaptırımı olmamasına karşın bu çağrı etkili oldu ve KKTC, Türkiye dışında hiçbir devlet tarafından tanınmadı. Üstelik BM Antlaşması’nın öngördüğü ‘self-determination’ hakkını kullandığı için cezalandırılan KKTC’ye karşı –Güvenlik Konseyi’nce ancak barışın tehdidi, bozulması ve saldırı durumunda söz konusu olabilecek önlemler arasında BM Antlaşması’nın 41. maddesi çerçevesinde alınmış bir karar olmadığı hâlde– birçok devlet, bu arada Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ada’nın tümünü temsilen üye olduğu AB ülkeleri tarafından fiilen ekonomik ambargo uygulanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Eylül 2022 günü BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada üye devletleri ‘BM ilkeleriyle çelişecek şekilde ambargolarla dünyadan koparılmaya çalışılan Kıbrıs Türklerine yönelik zulme son vermeye ve bir an önce KKTC’yi resmen tanımaya’ çağırdı. Ancak şimdiye değin bu çağrıya uyan bir devlet çıkmadı. Bu bakımdan Türk Devletleri Teşkilâtı Zirve Toplantısında KKTC’nin gözlemci üye olarak kabul edilmesi, diplomatik bakımdan tanınması yolunda atılmış bir adım olarak değerlendiri-lebilir. KKTC’nin tanınması, 39 yıldan beri yapılagelen bir haksızlığa son verilmesi anlamını taşıyacaktır. Türk Devletleri Teşkilâtı üyesi devletlerin bunu yapması, Türk dünyasında bir dayanışma örneği olacaktır. Bir başlangıç yapılırsa arkası gelecektir.”
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500